İsviçre’ye baktığınızda ilk fark edilen şey yalnızca doğanın ihtişamı değildir. Dağlar, trenler, göller… Hepsi bir bütünün parçasıdır. Asıl fark edilen; düzenin sessizliği ve temizliğin doğallığıdır.
Orada temizlik, kapıya asılan uyarı levhalarıyla başlamaz. Yüksek sesle söylenen kurallarla da sürmez. Çünkü temizlik bir zorunluluk değil, bir alışkanlıktır. İnsan, sistemin dışında duran bir misafir değildir; tam merkezindedir. Sokaklar temiz olduğu için insanlar dikkatlidir, insanlar dikkatli olduğu için sokaklar temiz kalır. Bu bir kısır döngü değil, aksine erdemli bir döngüdür.
İsviçre’de denetimden çok vicdan, cezadan çok sorumluluk çalışır. Kimse “Biri görür mü?” diye düşünmez. Asıl soru şudur:
“Benden sonra gelen ne görecek?”
Bu bakış açısı yalnızca sokakları değil, insanın hayata duruşunu da temizler. Çöp yere atılmaz çünkü doğa sahipsiz değildir. Kurallar çiğnenmez çünkü düzen yabancı değildir. İnsan, yaşadığı alanla kavga etmez; onunla uyum içinde yaşar.
Biz çoğu zaman temizliği bir belediye hizmeti, bir ceza sistemi ya da bir kampanya olarak görürüz. Oysa temizlik; eğitimden önce örnek, cezadan önce bilinç, denetimden önce ahlak meselesidir. Kültürdür. Nesilden nesle aktarılan sessiz bir anlaşmadır.
Temiz şehirler, önce temiz düşüncelerle kurulur.
Ve temiz bir gelecek, bugün attığımız küçük ama bilinçli adımlarla başlar.
Belki de sormamız gereken soru çok basit:
Bu dünyadan geçerken ardımızda ne bırakıyoruz?



YORUMLAR