Günümüz dünyasında “sürdürülebilirlik” artık yalnızca bir kavram değil; bir vitrin, bir prestij unsuru, hatta kimi zaman bir kariyer basamağı haline geldi. Konferans salonlarında alkışlar eşliğinde dile getirilen çevre hassasiyeti, ne yazık ki çoğu zaman gerçek hayatın tozlu yollarına uğramıyor.
“Size dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışı, bugün yerini daha sofistike bir ikiyüzlülüğe bırakmış durumda. Artık kimse açıkça doğaya zarar vermeyi savunmuyor. Aksine, herkes çevreci. Herkes sürdürülebilirlikten yana. Ama mesele, sözlerin eyleme dönüşüp dönüşmediğinde düğümleniyor.
Bir yanda ormanlar sessizce yok edilirken, su kaynakları kirlenirken, şehirlerin kıyısında biriken atık dağları büyürken; diğer yanda lüks otellerde düzenlenen panellerde çevre konuşuluyor. Şık sunumlar, etkileyici grafikler, özenle seçilmiş kelimeler… Hepsi yerli yerinde. Ama eksik olan tek bir şey var: samimiyet.
Çünkü gerçek çevrecilik; kürsülerde, spot ışıkları altında yapılan konuşmalardan ibaret değildir. Gerçek duyarlılık, kimsenin alkışlamadığı anlarda ortaya çıkar. Bir plastik şişeyi yere atmamakta, bir ağacı korumakta, bir israfı önlemekte gizlidir. Küçük gibi görünen ama büyük etkiler yaratan tercihlerde saklıdır.
Bugün en büyük sorun, bilgi eksikliği değil; tavır eksikliğidir. Herkes neyin doğru olduğunu.

YORUMLAR