Kemal Kılıçdaroğlu'nun Sözcü TV'deki açıklamaları o kadar garip ve çelişkiliydi ki, yıllar önce Ankara'dan İstanbul'a yaptığı "Adalet Yürüyüşü"nün bile yeniden sorgulanmasına neden oldu.
Neden mi?
Bugün "Mutlak Butlan" kararı doğrultusunda olağanüstü kurultaya gidilmesi gerektiğini yalnızca Cumhuriyet Halk Partililer değil, toplumun çok geniş bir kesimi dile getiriyor. Ancak Kılıçdaroğlu, bu konuda "Elimde değil" diyerek sorumluluktan kaçan bir tavır sergiliyor.
Ne var ki aynı Kılıçdaroğlu, dokuz milletvekilini ihraç edebiliyor, çok sayıda ismi disiplin kuruluna sevk edebiliyor, il ve ilçe başkanlarını görevden alıp yerlerine yenilerini atayabiliyor. Bunları yaparken elini tutan kimse yok. Fakat iş, 45 gün içerisinde kurultay yapılmasına gelince birden engeller ortaya çıkıyor!
Aslında bu açıklamaya kendisinin de inandığını düşünmüyorum. Çünkü siyasi hayatı boyunca mücadele ve demokrasi vurgusu yapan bir siyasetçinin, bugün "Yapamam, elimde değil" demesi kendi söylemleriyle de çelişiyor.
O gece Sözcü TV'de bir başka gerçek daha ortaya çıktı: Kılıçdaroğlu'nun parti tüzüğü konusunda da yeterince bilgi sahibi olmadığı görüldü. Program boyunca defalarca "Bilmiyorum" ifadesini kullandı. Hatta bu cevaplardan videolar bile hazırlandı.
Daha da ilginç olanı, bir belediye başkanı hakkında "Rüşvet verdim" diyen bir kişinin beyanına inanıyor, masumiyet karinesini ise adeta yok sayıyor. Hakkındaki suçlamaları reddeden belediye başkanına ise, "Git, aklan da gel" diyor.
O zaman insan sormadan edemiyor:
Sayın Kılıçdaroğlu, siz yüzlerce kilometre yolu neden yürüdünüz? Adalet için mi, yoksa sadece kendiniz için mi, Spor olsun diye mi? Çünkü bugün söylediklerinizle geçmişte yaptıklarınız arasında ciddi bir çelişki bulunuyor.
Bir diğer önemli konu ise Atilla Kart'ın Halk TV'de yaptığı açıklamalar...
Atilla Kart özetle şunları söylüyor:
"Genel Başkan'dan randevu talep ettim. Adalet yürüyüşü sırasında, Mühürsüz oylarla ilgili itiraz edilmesi gerektiğini anlattım. 'Peki' dedi. Ertesi gün bana vekâlet verildi ve Anayasa Mahkemesi'ne dava açtım. Yaklaşık 45 gün sonra ret kararı geldi. Bunun üzerine tekrar randevu istedim ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurulması gerektiğini söyledim. Genel Başkan yine 'Peki' dedi. Ancak ertesi gün genel başkan yardımcıları beni arayarak dava açmamamı istedi ve bana verilen vekâlet iptal edildi."
Şimdi ben de Kemal Kılıçdaroğlu'na soruyorum:
Bu davadan neden vazgeçildi? Birileri size "Vazgeç" mi dedi? Eğer öyle değilse, kamuoyunun vicdanını rahatlatmak için bu konuda da açıklık getirmelisiniz.
Çünkü milyonlarca CHP seçmeni ve parti üyesi, o dönemde yaşananların tam olarak aydınlatılmasını bekliyor.
Bir başka gariplik ise Kılıçdaroğlu'nun 13 seçim kaybettiğini hâlâ kabul etmemesi... Referandumları seçim olarak görmediğini söylüyor.
Peki, o zaman halka neden "Evet" ve "Hayır" oyu kullandırıldı?
O referandumlarda CHP'nin genel başkanı siz değil miydiniz?
Yoksa o koltukta siz oturuyordunuz ama partiyi başka bir güç mü yönetiyordu?
Çünkü Sözcü TV'deki program boyunca o kadar çok "Bilmiyorum" dediniz ki, insan ister istemez bu soruları sormaya başlıyor.
Sonuç olarak, Kemal Kılıçdaroğlu'nun yıllarca iktidar olmayı gerçekten isteyip istemediği bugün daha fazla tartışılır hâle gelmiştir. Dahası, bundan sonraki süreçte de CHP'nin iktidar yürüyüşünün önündeki en büyük engellerden biri olarak görülmeye başlanmıştır.
Selahattin Demirtaş'ın hapse girmesine sebep oldunuz pişman mısınız diye sorulan soruya hayır Pişman değilim diyor.
Ciplak aramaya soruyorlar cevap yok.
Şimdi Selahattin Demirtaş'ı sizin yüzünüzden 10 yıldır hapiste olduğu Edirne'de ziyaret edeceğiniz açıklandı, Demirtaş'a ne diyeceksiniz?
Siyasette en önemli şey tutarlılıktır. Dün savunduğunuz değerleri bugün inkâr etmeye başladığınızda, yalnızca rakiplerinizi değil, sizi destekleyenleri de hayal kırıklığına uğratırsınız.
Acaba Kemal Kılıçdaroğlu ne biliyor.
"Bilmiyorum"


YORUMLAR