SIFIR İNSANLAR!

Artun Sucuoğlu yazdı...

SIFIR İNSANLAR!
15 Ekim 2022 - 15:23
Konuyu nasıl anlatacağımı düşünürken, imdadıma Harezmi yetişti!
Matematiğin babası sayılan Harezmi’ye  ‘İnsan nedir?’ diye sormuşlar;
Demiş ki,
‘İnsan iyi ahlaklı ise ‘1’ (bir) eder!
Yakışıklı ise buna bir (0) (sıfır) ekleyin; 10 eder!
Varlıklı ise bir sıfır (0) daha ekleyin; 100 eder!
Soylu ve nesep sahibi ise bir (0) daha ekleyin; 1000 eder!
Fakat;
‘Ahlak’ olan ‘1’ (bir) giderse, insanın kıymeti gider!
Geriye değeri olmayan sıfırlar, kalır..
Sevgili okuyucularım:
Şöyle etrafınıza bir bakın ‘sıfırları’ göreceksiniz…
Bazılarını tanırız, bazıları ise iki yüzlüdürler…
Yani gerçek kimliklerine saklamakta üstlerine yoktur.
Bunları ancak yakınları ve meslektaşları bilir…
‘Beş parmak bir değildir!’ sözü de bunlar için söylenmiştir.
Ahlak yoksunudurlar…
Bunlar; ‘Etik nedir?’ bilmezler…
Bunlar; sadece ve sadece ‘oportonist’ olarak nitelendirilen menfaatperesttirler.
Bir saniyede size satarlar, iyi niyetinizi kendi basit menfaatleri için kullanırlar, suiistimal ederler…
Şamana ‘Zehir Nedir?’ diye sormuşlar;
‘İhtiyacından fazla olan her şey zehirdir!’ demiş…
Sıraladıkları içinde; ego, hırs, kıskançlık, kendini beğenmişlik, iyi niyeti kullanmak ve benzer birçok anlamlı sözcükler var…
 
*- SİNSİ ve KORKAK
 
Bu konuda daha çok şey yazacaktım…
Ama lafı fazla uzatmadan hemen konuya girmek istedim…
Gözbebeğimiz Kuşadası’nda son zamanlarda ‘Hıdır Kedili!’ diye biri çıktı.
Sosyal Medya’da kin ve nefret saçıyor…
Kime?
Söyleyeyim:
Menfaatini kesen bir doğru dürüst kişiye!
‘Sahte hesaptan’ salladıkça sallıyor!
Yani son günlerin moda değişiyle ‘Dezenformasyon’ yapıyor, duyarlı ve dost insan Kuşadası Belediyesi Basın Danışmanı Eşber Okayer’e…
Sözüm ona birileri sözde açığını yakalamış!
Bilmesem, tanımasam, ben de inanacağım bu sahte isme, Hıdır Kedili’ye…
‘Sen kimsin ki, evli barklı, herkesin sevgisini kazanmış çalışkan ve dürüstlüğüyle tanınan, bilinen Eşber Okayer isimli meslektaşımıza çamur atıyorsun?’ diyeceğim…
‘Çamur at izi kalsın!’ sistemiyle hareket eden bu sahtekâr Hıdır’a, ‘Sen Eşber Okayer’ın tırnağı bile olamazsın!’ diyeceğim…
 
*- CAN SUYU
 
Şöyle biraz geriye gidelim;
Pandemi dönemine…
‘Yerel basın nefes almalı…’ denilen zamana…
Birçok meslektaşımızın, insanımızın ‘işsiz’ kaldığı, birçok işyerinin ve gazetenin kepenk indirdiği günlere…
Evine ekmek götürmekte zorlananların, kaymakamların, belediyelerin, yardımseverlerin himmetine kaldıkları aylara…
İşte o günlerden bir gün  ‘Z’ inşaatın yöneticilerinden biri Kuşadası Belediyesi’ni arar, meslekten yani gazetecilikten gelen, saygın kişiliği olan Eşber Okayer’e, ‘Bizim de çorbada tuzumuz olsun, gazetelere ilan vermek istiyoruz. Siz meslektaşlarınızı ve yerel gazeteleri biliyor, tanıyorsunuz listelerin hazırlayın, bize iletin ve ilan tarifelerini de ekleyin!’ diye istekte bulunur.
Bu istek ve yanıtları sosyal medyadaki yazışmalarda var.
‘Söz uçar yazı kalır!’ prensibiyle hareket eden, sanki biliyormuş gibi, bir yandan da habercilik mesleğinin getirdiği tecrübe ile ‘Z’ firması ile görüşmelerini sosyal medya üzerinden gerçekleştirir Sevgili Okayer…
Hiçbir ayırım yapılmadan 13 gazetenin fiyat tarifeleri iletilir ve ’40 bin lira’ bir ilan gideri olduğu ‘Z’ firmasına iletilir…
‘Z’ firması da bir taşla iki kuş vuracaktır.
Birincisi, ‘Yerel Basın Nefes Alsın!’ sloganına, çaplarında destek, yani ‘can suyu’ vereceklerdir.
İkincisi, firma hakkında bazı kişiler tarafından atılan ‘iftira’ya, mahkemenin verdiği kararı göstererek, kendilerini savunacaklardır.
Fiyat yüksek gelir ve firma ilan verilecek sıralamayı, bütçesine göre düşürür.
Bu olay ne zaman olur ve gelişir?
Bunu da belirteyim:
10-11 Mayıs 2021’de…
Yani yaklaşık 1,5 yıl kadar önce…
*-  O GÜNLERİ ANIMSATTI
 
Şimdi de özü sözü güvenli Gazeteci- Yazar Cem Ulucan’a vereyim…
Gerçeği bir de ondan dinleyelim, anımsayalım:
Haberci Cem Ulucan bakın köşesinde ne yazmış?
‘Yerel gündeme bakarken, Kuşadası Belediyesi’nde Basın Danışmanı olarak görev yapan Eşber Okayer ile ilgili bir habere rastladım.
Bakın size anlatayım.
Pandeminin başladığı ilk zamanlardı.
Ne olduğunu anlamadığımız önlemler alınıyor, ülkede maske bulunamıyor, virüse önlem olarak anlam veremediğimiz önlemler alınıyordu.
Sokağa çıkma yasakları başlamış, bizim için de ‘Gazetelerin durumu ne olacak?’ sorusu gündeme gelmişti.
Resmi ilan alan gazeteler için alınan ilk önlem kadrodan bir kişinin eksiltilmesi olmuş, bu nedenle de bir günde yaklaşık bin gazeteci işsiz kalmıştı.
Sokağa çıkma yasağı olduğu için Yenipazar Belediyesi başta olmak üzere bazı belediyeler gazete satın alıp, evlere dağıtmış bu sayede gazetelerin ekonomik olarak rahatlaması sağlanmıştı.
KDV oranlarını birçok sektörde indirirken gazeteler bu indirim ve desteklerden mahrum kalmıştı.
Yediğimiz yemeğe yüzde bir KDV öderken, devlete yüzde 18 KDV ödüyorduk.
Normal zamanlarda olduğu gibi pandemi döneminde de aldığımız reklamların yüzde 15’ini de Basın İlan Kurumu otomatik kesiyordu.
Gazetelerin sadece vergi ve komisyon kesintileri yüzde 62 oranında gerçekleşirken, kapalı olan esnaf reklam veremiyor, gazete aboneliklerinden elde edilen gelir de sokağa çıkma yasağı nedeniyle elde edilemiyordu.
İşte bu ahval ve şerait içerisinde yaşam mücadelesi veren gazeteler ve gazetecilerin tek gelir kaynağı belediyeler olmuştu.
Belediyeler bir yandan pandemi mücadelesi veriyor bir yandan da gazetecilerin yaşaması için ellerinden geleni yapıyordu.
İzmir’de çalıştığım yıllardan tanıdığım sevgili dostum Eşber Okayer de yıllardır dikiş tutmamış Kuşadası Belediyesi’nin basın birimini toparlamış, gazetelerin ekonomik olarak buhran yaşadığı dönemde Başkan Ömer Günel’in de talimatları ile imkanlar dahilinde destek oluyordu.
Pandeminin sonlarına yaklaştığımız günlerde kamu kurumlarının gazete satın almasını, özel günlerde kutlama ilanı vermesini yasaklandı.
Eşber gibi gazetecilikten gelmiş, işin zorluklarını bilen dostlarımız çevrelerindeki özel işletmelerin reklam veya haber-reklam vermesini sağladı.

*- AYIP DEĞİL
 
Eşber Okayer’in yönlendirmesi ile özel sektörden gelen haber-ilanlardan para kazanıp rahat nefes alan gazeteci arkadaşların bugün sanki Eşber ‘ayıp bir şey yapmış!’ gibi eleştirmeleri haksızlık değil de nedir?
Bu sorunun yanıtını Gazeteci Cem Ulucan şöyle veriyor:
Eşber’in yaptığı ayıp değil ama istediğini alamayınca ‘Gösteririm sana!’ gazeteciliği gerçekten ayıp.
Buna ben de ilave yapayım:
‘Tehdit ve şantaj’ da denir bu işe…
Ben de ‘Neden?’ sorusunu araştırdım;
‘Sonradan bir şekilde gazeteciliğe soyunmuş, aramıza girmeye çalışan biri Kuşadası Belediyesi’ni bir ‘Sözde proje’ ile başvurup, bu işten nemalanmak istemiş…
Hesap ortada!
‘Doğru dürüst, duyarlı ve dost’ olarak bildiğimiz, tanıttığım Basın Danışmanı Eşber kardeşimiz de, ‘Yılsonu geliyor, kısıtlı bütçemizde şu an bu projeyi yürütecek finansımız ve kaynağımız yok!’ diyerek yanıt vermiş ya,  Gazeteci Cem Ulucan’ın da belirttiği gibi ‘Sen görürsün?’ sistemi yürürlüğe sokulmuş…
İsimler belli…
Şirketler belli…
Konuşmalar, görüşmeler, yazışmalar açık…
Olay meydanda…
Ama perde arkasındaki kişilerin bir kısmı ortada bir kısmı ise ‘hayalet’ pozisyonunda…
Nasıl bir vicdan bu?
6 yaşındaki çocuk babası hakkında söylenenlerden, atılan iftiradan, ailenin tüm fertleri gibi etkilenip travma yaşamaz mı?
Hadi Başkan ‘Ben olay istemiyorum!’ diyerek, sözde medyanın etkisi ile kendisinden hesap sormaya kalkan muhalefetin dileğini yerine getirip bir basın emekçisinin işine son verirse bunun vebali kimin olur?
 
*- YALAKA ve MENFAATPERESTLER
 
Bazı düşünürler yıllar önce şunları söylemişler:
Montesguieu, ‘Bir ülkede yalakalığın getirisi, dürüstlüğün getirisinden fazla ise o ülke batar!’ derken, bazı kentlerde yaşanacakları da düşünmüş olmalı…
Burada ‘Yalakalık’ sözcüğüne dikkat çekmek istiyorum…
Çünkü bu kişilerin bir zamanlar hem Kuşadası Belediye Başkanına hem de Basın Danışmanına ‘ilan almak’ için nasıl yalakalık yaptıklarını biliyorum.
‘Bütçe yok’ deniliyor ve ‘yalakalığın’ yerine bir başka olumsuzluk alıyor.
Hz. Mevlana bakın nasıl sesleniyor:
‘Ey can hiç kimseye hak ettiğinden fazla değer verme!
Ya onu kaybedersin, ya da kendini mahvedersin…’
Burada da ‘Hak etmek’ üzerinde duruyorum…
Marcus Aurelius, ‘Sana olmayanın peşinde koştuğunda, gerçekten sana ait olanı yitirirsin…’ demiş…
Bu yüzsüzler, menfaatlerin ön planda tutanlar, bunun için her türlü haltı yiyenlerde aslında onlarda olmayan ‘ahlak’ da ortaya ‘ahlaksızlık’ olarak çıkıyor.
İnsanın kendiyle yüzleşmeye yüzü yoksa başkalarının hatalarını bulmaya çalışır, bulamayınca da ‘iftira’ atar, gerçekleri değiştirmeye çalışır…
‘Yalandan kimse ölmemiş!’ diye kendini avutur…
Bir zamanlar, yani o zorlu dönemde, Aydın Büyükşehir Gazeteciler Cemiyeti  de Didim Belediyesi ve Aydın Büyükşehir Belediyesi ile proje yapıp gazetelere ekonomik destek sağlanmıştı.
Zaten başka türlü yerel gazete ve habercilerin yaşamaları imkânsızdı.
Egosu yüksek insanlar kalbinizi ve iyi niyetinizi sömürür…
Basın Danışmanı Eşber kardeşimiz de ‘iyi niyetinin’ kurbanı oluyordu az kalsın…
Allah herkesi böylelerinden, iftiralarından korusun…
Herkese iyi hafta sonları...

YORUMLAR

  • 0 Yorum