Sürecin zembereği seçime mi ayarlı?

PKK'nin feshi ve silah bırakmasıyla ilk evresi tamamlanan süreç, demokratik çözümden çok bölgesel ve iç siyasi hesaplar üzerinden tartışılıyor. Erdoğan'ın "zamanlamak mümkün değil" vurgusu, sürecin seçimlere bağlanacağı ihtimalini güçlendirirken Kürt hareketi cephesindeki söylemler de tartışmaları artırıyor.

Sürecin zembereği seçime mi ayarlı?
03 Eylül 2026 - 07:13

Saray rejiminin 'Terörsüz Türkiye' olarak tanımladığı sürece ilişkin tartışmalar sürüyor. Sürecin ilk evresi PKK'nin feshi ve silahların bırakılması ile tamamlandı. Şimdiye kadar ortaya çıkan en olumlu gelişme ise kuşkusuz silahların bırakılması oldu. Ancak geri kalan her bir nokta tartışmaya açık bir biçimde ilerlemeye devam ediyor.

Ortadoğu'daki emperyalist dizaynla paralel başlatılan sürecin, PKK'nin silah bırakması, Kürt meselesinin demokratik yollarla çözülmesi gibi nedenlerle ortaya atıldığı değerlendirmelerinin sığlık kazandığı durumdayız.

Yaşanan gelişmeler, Suriye'deki yönetimin cihatçılara teslim edilmesi, İran'ın bölgesel konumu, ABD'nin Ortadoğu stratejisi ve emperyalizmin çıkarlarına uygun hareket eden Saray rejiminin yeniden şekillenmesi ile aynı zaman diliminde gerçekleşiyor.Dün süreç hakkında konuşan AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da gazetecilerle yaptığı görüşmede sürecin ne kadar süreceğine ilişkin sorulan soruya "Bu işi zamanlamak mümkün değil" yanıtını verirken sürecin dar kalıplara hapsedilemeyeceğini ve iç cepheyi bir kez daha güçlendireceklerini aktardı.

ERDOĞAN İÇİN HEDEF MESELESİ

Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) kendini feshetmesini olumlu bulduğunu belirten Erdoğan, Suriye'nin başına getirilen cihatçı Colani hakkında övgü dolu sözlerle bahsetti. "Maşallah zor süreçleri başarıyla yürütmüştür ve yürütüyor" diyen Erdoğan, "Sürecin sadece Türkiye ve Suriye için değil, bütün bölge için yeni bir dönemin kapısını aralayacağına inanıyorum" dedi. Erdoğan, süreci bir program değil hedef meselesi olarak gördüklerini de dile getirdi.

REJİM SÜRECİN SONUNU SEÇİMDE GÖRÜYOR

Erdoğan'ın zaman kavramı ve hedef vurgusu ise dikkat çekti. Toplumsal desteğini kaybetmeye başladığı andan itibaren her kritik eşikte, Kürt hareketi ile bir temas geliştirmeye çalışan Erdoğan'ın bu sözleri bir seçim senaryosu olarak da değerlendiriliyor. Ortadoğu'daki değişken dengelerle beraber Türk-Kürt ilişkilerinin yeni bir zeminde kurulmaya çalışıldığı, Suriye'deki Kürt silahlı yapının devlet sistemine entegre edildiği ve İran'ın bölgesel ağırlığının ciddi biçimde sonlandırılmaya çalışıldığı bir dönemde süreç, barış ve demokrasi zeminlerinden çok günün koşullarının getirdiği bir fırsat olarak görülüyor.

Rejim açısından süreç ABD'nin politikaları doğrultusunda ilerletilirken iç siyasette Saray tünelin ucunu seçim sürecine dayandırmak istiyor.

Süreç ile birlikte yeni Anayasa, seçim sistemi değişikliği tartışmaları da paralel yürütülürken İslam birliği adıyla yeni bir Türk-Kürt kardeşliği hikayesi ise rejimin gelecek hesapları için kullanışlı bir senaryo olarak lanse edilmeye çalışılıyor.

BENZER SÖYLEMLER ENDİŞE YARATIYOR

Öte yandan Erdoğan'ın süreci geniş bir zamana yayma isteği ve seçim hesaplarına karşı toplumun geniş kesimleri tarafından sürecin rejimi yeniden tahkim etmesinin önünü açmaması gerektiği uyarıları da devam ediyor. Ancak sürecin bir diğer muhatabı Kürt hareketi cephesinde de benzer tartışmalar kimi soru işaretlerini artırmaya devam ediyor.

Son olarak sonradan DEM Parti tarafından reddedilen PKK Lideri Öcalan'ın Yavuz Sultan Selim-İdris-i Bitlisi değerlendirmeleri İslam birliği çerçevesinde alternatif bir endişe yaratmış durumda.

Özellikle Alevi kesimler tarafından yapılan değerlendirmelerde, Öcalan'ın ümmet denilen şeyin İslam ve Ortadoğu enternasyonalizmi olduğunu açıklamaları, yeni bir Sünni-İslamcı ittifakın bir boyutu olarak da gündemde yer aldı.

Hem Kürt hareketi hem de Saray rejiminin tarafından Osmanlı, İslam, ümmet ve ortak Sünni kimlik üzerinden yapılan benzetmeler, Suriye, Irak ve İran hattında yaşanan gelişmelerle birlikte yeni Türk-Kürt ittifakının ideolojik temelleri de sorgulanır bir boyuta ulaştı.

Sünni-İslam ittifakı olarak bilinen ve Alevi katliamları ile hatırlanan Yavuz Sultan Selim-İdris-i Bitlisi benzetmesi de bu noktada soru işaretlerini artırırken böyle bir benzetmenin bugün emperyalizmin çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn edilen bir Ortadoğu olgusu değerlendirmeleri de oldukça geniş yer buluyor.

ALEVİ KARŞITLIĞI GÖRMÜYORUM

Bu tartışmalar üzerine konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan'ın açıklamaları da dikkat çekti. Bakırhan, yayımlanan 'Alevi Aydınlar Bildirgesi'ne tepki gösterdi. Bakırhan, "İdris-i Bitlisi tarihte kalmış, birleşmiş, kastedilen ortadadır. Yavuz Selim de Osmanlı'nın bir sultanıdır, padişahı. Yani ikisinin aynı kare içerisinde yer almasından Alevi karşıtı bir şey yorumlamanın bağını kuramıyorum" dedi.

Bildirgeye imza atan bazı isimleri eleştiren Bakırhan, "Siz de sokaktan alıp getirip milletvekili yaptığınız, hangi aydın kimliği var onu da bilmiyorum. Yani Kürt Hareketi'ni eleştirmek, Öcalan'ı eleştirmek; tırnak içerisinde aydın olmaksa bakın kusura bakmayın o dünün, bugün artık onun alıcısı yok" diye konuştu.

SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULDU

İstanbul'daki Alevi kurumları, Kemal Bülbül ve eski HDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan hakkında Alevilere yönelik ifadeleri nedeniyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusunun ardından adliye önünde de basın açıklaması gerçekleştirildi.

"Öyle korkunç hikayeler dinledim ki, 'Bu Nusayrilerin hepsini katletseler yazık' diyeceğiniz geliyor" sözleriyle Arap Alevilerini hedef alan Kemal Bülbül ve Aleviler için "Ali'siz alevisiz sözde Aleviler" diyen Altan Tan'a tepki gösterilen açıklamada "Aleviler sizden de niyetinizden de korkmuyor ve korkmayacak. Size göre dizayn olunmayacak. İnsanlıkları ve mücadele ettikleri laik, demokratik bir hukuk devleti ilkesinden de asla vazgeçmeyecekler" ifadeleri yer aldı.

∗∗∗

İSLAM BİRLİĞİ DEDİKLERİNDE ALEVİLER KATLEDİLDİ

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma ERÇE: Bugün süren tartışmalar sadece bir bildiri ile başlayan gelişmelerle alakalı değil. Hem CHP'ye yapılan operasyonlar sonrasında hem de mecliste süren ve adı farklı farklı söylenen süreçle alakalı operasyonların bileşkesi halini geldi. Gelinen noktada Ortadoğu'da yaşananlar da göz önüne alındığında Alevilerde bir bölünme ve parçalama yaratmak isteniyor. Bir diğer açıdan Kürtler ve Aleviler arasında da nefret tohumları saçılıyor.

Bu haliyle bakıldığında barış noktasında hiçbir tartışmada yer verilmeyecek insanların mensupları farklı kulvarlara itiliyor. Özellikle ifade etmek gerekir ki yazılan o bildiri derneğimizi bağlamıyor.

Ancak İdris-i Bitlisi ve Yavuz Sultan Selim tartışması da bizler açısından tartışılacak bir konu değil. Yavuz Sultan Selim, Alevi katliamcısıyken İdris-i Bitlisi onun işbirlikçisiydi.

Bizlerin en büyük endişesi Türkiye'nin demokratikleşmesi konusudur. Siyasal iktidarın ırkçı, faşizan ve dinci tutumlarla arka planda yürüttüğü politikalar, milliyetçi ve tırnak içerisinde ırkçı takımı besleyecek bir etkiye sahip.

Bu açıdan da meselenin muhatapları olan Kürtler, yapacakları her açıklama ve her beyana dikkat etmeliler. Çok açık ki Aleviler bu ülkede barışın önünde engel olacak herhangi bir yaklaşımın içerisinde bulunmazlar.

Ancak İslam birliği ve İslam kardeşliği ile başlayan her bir metin bizler açısından endişe yaratan durumdur. Tarih boyunca ne zaman İslam birliği konuşulsa Aleviler katledildi. Çaldıran, Maraş, Sivas, Çorum her biri İslam birliği üzerinden kurulan, katliamlarla sonuçlanan ve iktidarların kendini koruyup kollaması için uygulanan inşa süreçleri oldu.

Bu sebeple biz elbette ki barışın yanındayız. Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkına saygılıyız ama bu hakkın başka bir topluluğun haklarını kaldıracak faşist bir iktidarın ömrünü uzatacak noktaya evrilmesinin de karşısındayız.

Ortadoğu'nun yeniden dizayn edilmesi sürecinde Türkiye'nin mahrum olunacağını görüyoruz. Hak, hakikat, eşit yurttaşlık, emek ve çevre mücadelesi verenler ortadayken bunların ortaklaşmasına yönelik gayret sarf ediyoruz.

Dolayısıyla Alevi kurumları olarak bizi ilgilendiren kısımda gerçek bir barışın tarafında sürecin sağlıklı yürümesi noktasında görevimizi yerine getiririz. Ancak endişelerimizi ve korkularımızı söylemekten geri durmaz, barış diye adlandırılan meselenin diğer kesimlere zarar vermesinin önünde de kalkan oluruz.

O yüzden sadece bir toplulukla sınırlanan süreç yetersizdir. Barışın yolu sadece İmralı ve Diyarbakır'dan değil Soma'daki madenci katliamından, Dersim'den, Trakya'dan, Karadeniz'den yaşam alanlarımıza, demokratik değerlerimize sahip çıktığımız her bir alandan geçmektedir.

Son olarak demokratikleşme noktasında Anayasal değişikliklere ihtiyaç duyulmadan bir sürü talep ortada dururken ısrarla barış meselesini yasalara bağlamayı da uygun görmüyoruz.

Madımak Oteli'nin utanç müzesine dönüştürülmesi için çerçeve yasaya ihtiyacımız yok. Bizim zorunlu din derslerinin kaldırılması için, asimilasyon politikalarının durdurulması, Ramazan genelgelerinin geri çekilmesi için yeni bir anayasa değişikliğine ihtiyacımız yoktur.(Birgün)

YORUMLAR

  • 0 Yorum