"PISA'NIN İKİ YÜZÜ: Yükselen Başarı, Süren Eşitsizlik"
Doç. Dr. Ergül Halisçelik yazdı...
18 Eylül 2026 - 09:15
Türkiye, 15 yaşındaki öğrencilerin bilgi ve becerilerini gerçek yaşam problemlerinde kullanabilme kapasitesini ölçen OECD’nin PISA 2025 araştırmasında güçlü bir ilerleme kaydetti. Öğrencilerin çabasını, öğretmenlerin emeğini, ailelerin katkısını ve eğitim sisteminde yıllar içinde sağlanan gelişimi görmezden gelmek doğru olmaz. Şimdi daha zor olanı başarmalıyız: Bu yükselişi her çocuğa ulaştırmak.
Çünkü ortalamaların yükselmesi ve sıralamada basamaklar çıkılması, eğitimdeki yapısal eşitsizliklerin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Gerçek ve sürdürülebilir başarı, yalnızca en başarılı öğrencileri daha yukarı taşımak değil; başarıyı tabana yaymak ve çocukların başlangıç koşulları arasındaki farkı azaltabilmektir.
Ekonomide kapsayıcı büyümeyi, gelir dağılımında adaleti ve yüksek katma değerli üretimi hedefliyorsak, eğitimde de kapsayıcı başarıyı ve fırsat eşitliğini merkeze almak zorundayız. Nitelikli eğitim, birkaç seçkin okulun ya da avantajlı ailelerin çocuklarının ayrıcalığı olmamalı. Bir çocuğun geleceğini ailesinin geliri, yaşadığı bölge veya gittiği okul belirliyorsa, eğitim toplumsal eşitsizlikleri azaltmak yerine yeniden üretmeye başlar.
Eğitimdeki eşitsizlik yalnızca bugünün sorunu da değildir; yarının gelir dağılımını, üretkenliğini, katma değer üretme kapasitesini ve toplumsal hareketliliğini de şekillendirir.Bu nedenle eğitimde fırsat eşitliği yalnızca sosyal adaletin değil, Türkiye’nin beşerî sermaye ve kalkınma meselesinin de merkezindedir.
Bundan sonraki PISA sonuçlarında asıl sorumuz “Kaçıncı olduk?” değil, “Başarıyı ne kadar tabana yayabildik?”olmalı. Çünkü bir ülkenin eğitimdeki gerçek başarısı, yalnızca zirveye kaç çocuk çıkardığıyla değil, her çocuğa kendi potansiyeline ulaşabilmesi için ne kadar fırsat sunduğuylaölçülür.
Gerçek kalkınma, yalnızca ortalamaları yükseltmek değil, fırsatlar arasındaki mesafeyi azaltabilmektir. Çünkü bir ülkenin geleceğini çocuklarının içine doğduğu koşullar değil, onlara sunduğu fırsatlar şekillendirmelidir…
Çünkü ortalamaların yükselmesi ve sıralamada basamaklar çıkılması, eğitimdeki yapısal eşitsizliklerin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Gerçek ve sürdürülebilir başarı, yalnızca en başarılı öğrencileri daha yukarı taşımak değil; başarıyı tabana yaymak ve çocukların başlangıç koşulları arasındaki farkı azaltabilmektir.
Ekonomide kapsayıcı büyümeyi, gelir dağılımında adaleti ve yüksek katma değerli üretimi hedefliyorsak, eğitimde de kapsayıcı başarıyı ve fırsat eşitliğini merkeze almak zorundayız. Nitelikli eğitim, birkaç seçkin okulun ya da avantajlı ailelerin çocuklarının ayrıcalığı olmamalı. Bir çocuğun geleceğini ailesinin geliri, yaşadığı bölge veya gittiği okul belirliyorsa, eğitim toplumsal eşitsizlikleri azaltmak yerine yeniden üretmeye başlar.
Eğitimdeki eşitsizlik yalnızca bugünün sorunu da değildir; yarının gelir dağılımını, üretkenliğini, katma değer üretme kapasitesini ve toplumsal hareketliliğini de şekillendirir.Bu nedenle eğitimde fırsat eşitliği yalnızca sosyal adaletin değil, Türkiye’nin beşerî sermaye ve kalkınma meselesinin de merkezindedir.
Bundan sonraki PISA sonuçlarında asıl sorumuz “Kaçıncı olduk?” değil, “Başarıyı ne kadar tabana yayabildik?”olmalı. Çünkü bir ülkenin eğitimdeki gerçek başarısı, yalnızca zirveye kaç çocuk çıkardığıyla değil, her çocuğa kendi potansiyeline ulaşabilmesi için ne kadar fırsat sunduğuylaölçülür.
Gerçek kalkınma, yalnızca ortalamaları yükseltmek değil, fırsatlar arasındaki mesafeyi azaltabilmektir. Çünkü bir ülkenin geleceğini çocuklarının içine doğduğu koşullar değil, onlara sunduğu fırsatlar şekillendirmelidir…







YORUMLAR