Pekin için kimse vazgeçilmez değil

Gazze ve Venezuela gibi örneklerin ardından Çin, İran’a saldırılarla başlayan savaşta da pasif tavrını sürdürüyor. Prof. Dr. Üngör’e göre Pekin’in “soğuk” pragmatist tavrı, emperyalizme meydan okuyan devletlerin aklında derin bir iz bırakacak.

Pekin için kimse vazgeçilmez değil
14 Mart 2026 - 08:31

ABD, Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminde küresel jandarmalık rolünden kabadayılığa hızlı bir geçiş yaptı. Emperyalist barbarlık, İsrail’in çıkarları için 7 Ekim’le başlayan sürecin son halkasında İran’a savaş açtı. Ortadoğu, başta enerji olmak üzere küresel etikleri uzun süre hissedilecek bir savaş sarmalına girdi.  Savaşın sonu ufukta gözükmezken ABD'ye rakip küresel bir güç olma iddiasındaki Çin, emperyalist saldırganlığın yakın tarihteki örnekleri karşısında diplomatik destekler ve kınamaların ötesine geçemedi.

Gazze’de on binler can verirken, Venezuela’da müttefiki Nicolas Maduro bir gece yarısı operasyonuyla ABD’ye kaçırılırken, emperyalist kuşatma Küba'yı boğarken sessiz kalan Çin, Ortadoğu’daki savaşta da izleyici konumunda. Çin dış politikası üzerine çalışmalarıyla bilinen Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Çağdaş Üngör, Pekin’in küresel meselelerdeki pasif tutumuna ilişkin sorularımızı yanıtladı.
 

Küresel bir güç olarak Çin, son örneğini İran’da gördüğümüz üzere uluslararası meselelerde, çatışmalarda nerede?

Çin yumuşak konularda (iktisadi kalkınma, yatırım, uluslararası örgütler, insani yardım ve borç vs.) etkili ama bölgesel/küresel güvenlik krizlerinde etkisiz bir ülke. Venezuela ve İran’da baskın bir tutumu olmadı. Aynı şeyi Gazze krizi için de söyleyebiliriz. Çin’in çok büyük bir diplomasi ağı var ancak diplomasiyle halledilemeyecek konularda ağırlığını koyamıyor.

ABD emperyalizmi saldırganlaştığı dünya sahada faaliyet beklerken bu pasif tutum ve söylemin ötesine geçmeyen destek stratejik bir tercih mi?

Çin kendi için hayati olmayan konularda (Tayvan, Uygur meselesi, Güney Çin Denizi vs.) askeri varlık gösteren, dünyanın farklı yerlerine müdahalelerde bulunan bir ülke değil. BM barış gücü dışında Çin askerini nadiren sahada görüyoruz. Bunun stratejik bir tercih olduğu söylenebilir. Kimine göre Çin’in askeri ve teknolojik anlamda ABD’yi geçeceği günlere kadar uygulanacak bir “bekle ve gör” taktiği, kimine göre ABD’nin yanlış yaparak kendi kendini tüketmesini umarak beklemesi şeklinde özetlenebilir.

Çin’in tutumu nasıl bir izlenim bırakıyor? İran Savaşı, Çin’in “küresel yönetişim” iddiasını, Küresel Güney’le ilişkisini nasıl etkiledi? 

İran’ın ve Venezuela’nın durumu Küresel Güney’de Çin’e bel bağlayan liderlerin zihin dünyasında mutlaka derin bir iz bırakacak. “Çin ekonomik ortak, ticaret-yatırım yapar ama kriz durumlarında risk almaz” algısı oturacak. Bundan sonra gelişmekte olan ülkelerde ABD’ye çok açıktan ve sert bir üslupla meydan okuyan hiçbir liderin Pekin’i bir kurtarıcı olarak göreceğini sanmıyorum.

Prof. Dr. Çağdaş Üngör

Hürmüz Boğazı’ndaki gerginlik, Ortadoğu’daki istikrarsızlık Çin’i nasıl etkiledi? İran’da yaşananlar, Çin’in altyapı yatırımlarını ve enerji koridorlarını ne gibi risklere atıyor?

Bu kriz Çin gibi küresel bir gücü, mal sevkiyatı, petrol ve enerji ithalatı vs. gibi alanlarda hiç şüphesiz etkileyecektir. Boğaz’ın kapanması Pekin’in tercih edeceği bir durum değil. Oraya mayın döşenmesinden en az ABD kadar rahatsız olduğunu düşünüyorum. İran’daki Çin yatırımları ise zaten uzun süredir aksıyordu. Birkaç yıl önce vaat edilen devasa projeler ve bütçeler hayata geçmemişti. Çin İran’da ve dünyanın başka yerlerinde güvenlik ve siyasi istikrar gibi faktörleri önemseyen bir ülke. Kuşak ve Yol da o kadar farklı güzergâhlardan ve alternatiflerden oluşuyor ki İran’ın bir süre proje dışında kalması hayati bir önem arz etmez.

Çin’in zayıf karnı petrolün büyük kısmı İran ve Körfez ülkelerinden gelirken bu sınırlı destek, İran’ın önemli ama vazgeçilebilir bir ortak mı olduğunu gösteriyor?

Çin’in İran’a beklendiği kadar büyük bir destek vermemesinin ardında, bölgede İran’ın rakibi olan Körfez ülkeleriyle de yakın ilişkide olması da yatıyor. İran petrolü piyasa değerinin altında tedarik ettiği için önemli bir ortak ama vazgeçilemez değil. Çin enerji güvenliği konusunda çok çalışmış, portfolyosunu çeşitlendirmiş bir ülke. Krizden etkilenir ama bu olmasın diye İran ya da başka bir rejimi korumak uğruna askeri risk almaz.

Pekin’in İran krizindeki en büyük endişesi enerji güvenliği mi, yoksa Tayvan Boğazı’nda benzer bir senaryonun yaşanması korkusu mu? Pekin bu kriz ortamında neyle ilgileniyor, öncelikleri neler?

Enerji güvenliği tabii ki önemli. Ama Çin dış politika doktrini işgal ve rejim değişikliği senaryolarına da çok soğuk bakar. ABD ve İsrail’in müdahalesi, bu tip tek-taraflı, uluslararası hukuk tanımayan politikaları yaygınlaştırabilir. Yarın öbür gün Çin’i daha çok ilgilendiren Doğu Asya bölgesinde (mesela Kuzey Kore) bu türden başka müdahalelerin önünü açabilir. Dünyada bunlarla ilgili “ne yapabiliriz ki” psikolojisinin yayılması, bunların meşru görülmesi ya da en azından bunlara alışılması da Çin’in istemeyeceği şeylerdir. En başta kendi çıkarlarına aykırı görür. (Birgün)

YORUMLAR

  • 0 Yorum