Hareketin rotası toplumsal itiraz
Butlan yönetimi CHP’yi fiili olarak iktidarın hizmetine sunarken seçilmiş yönetimin rotası merak konusu. Siyaset bilimcilere ve siyasilere göre toplumsal itirazı merkeze alacak birleşik bir mücadele hareketine ihtiyaç var.
CHP’nin başına mutlak butlan kararıyla atanan fiili kayyum Kemal Kılıçdaroğlu partiyi iktidarın çizdiği çerçeveye soktu. “Devlet aklı, arınma, iç cephe, yeni Osmanlı” gibi söylemlerle iktidara hizalanan butlan yönetimi, kurultay yapmaya yanaşmıyor.
Etkisi giderek artan toplumsal muhalefet rüzgarını arkasına alan seçilmiş CHP yönetimi ise son ana kadar partiye sahip çıkmaya çalışıyor.
Butlancıların tavrı yeni bir siyasal hareket ihtiyacını her geçen gün daha acil hale getiriyor. Yeni bir partinin kurulması, baskın seçime karşı hali hazırda bir partiyle devam edilmesi gibi arayışlar masaya yatırılırken seçilmiş yönetimin izleyeceği rota merak konusu.
Ancak alışıldık bir parti tahayyülünden de öteye geçilerek en geniş toplumsal muhalefeti inşa edecek ve milyonların öfkesini siyasete kanalize edecek bir harekete ihtiyaç duyuluyor. Siyaset bilimciler ve siyasiler seçilmiş yönetimin izlemesi gereken yol haritasını BirGün’e değerlendirdi.
ÖZNE TOPLUMUN KENDİSİ OLMALI
Siyaset bilimci Doç. Dr. Onur Alp Yılmaz, “Buradaki önemli soru yeni parti kurulacaksa bu partinin zemini ne olacak ya da Türkiye’deki diğer siyasi partilerden ayrışacağı noktalar neler olacak? Türkiye’de uzun bir süredir siyaset kurumu ile toplum arasındaki ilişki çok zayıfladı. Siyaset siyasi elitler arası müzakereler ve mücadelelere indirgendi. Günümüzde muhalefet de dahil olmak üzere bütün siyaset ya Erdoğan ve Bahçeli’yi ikna etmek ya da ayrıştırmak üzerinden ilerliyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin uzun bir süredir çeşitli adımlarla Bahçeli’yi yanına çekme çabasına şahit olduk. Bunun beyhude bir çaba olduğunu anlatmakta zorlandık muhalefet temsilcilerine” diyor. Yılmaz, şu değerlendirmeyi yapıyor:
Yapılan şey parti içinde yönetim kurmaktansa ısrarla arkadaş grubunu orada tutmaya ve siyasi parti yönetmektense bir arkadaş grubunun yönettiği bir parti durumu vardı. Bu da partinin strateji üretmesinin önüne geçti. Bir adım sonrasını düşünemeyen ve uluslararası konjonktürü okuyamayan bir duruma geldi. İktidarın yaptığı her şeyi sandık için yaptığını düşündü.
Burada birinci mesele şu; mutlaka toplumun kendini özneleştirmesi gerekiyor. Ecevit DSP’yi kurarken siyaseti elitlerden çıkarıp doğrudan toplumu özneleştirmişti. 600’e yakın kurucusu vardı ve bunların içinde çiftçiler ve esnafın, işçilerin, emekçi kesimlerin var olduğunu görmüştük. Ecevit’in temel iddiası partiyi aşağıdan yukarıya inşa etmekti.
Toplumsal muhalefet özgür özelin etrafında kenetlenmişken iki temel görev var: Toplumun kendisinin özneleştirildiği ve insanların süreçlerin içine katıldığı, her aşamada var oldukları yeni bir hareketten partiye doğru giden sürecin kurgulanması gerek.
CHP’nin strateji belirleyen kadrolara ihtiyacı var. Bu da bir-iki adım sonrasını gören, Türkiye’de yaşanan şeyleri nevi şahsına münhasır olmadığını, yaşananların uluslar arası konjonktürden bağımsız olmadığını gören kadrolara ihtiyacı var.
EMPERYALİZM DEMEKTEN ÇEKİNMEMEK GEREKİR
Türkiye’de bir süredir emek hareketi çok canlı. Bu hareketlerle dirsek teması kuran bir siyasete ihtiyaç var. Çünkü iktidar neo Osmanlıcı bir yaklaşımla hareket ediyor. Önümüzdeki günlerde NATO Ankara’da ağırlanacak. Geçtiğimiz günlerde ABD Savunma Bakanı NATO 3.0 gibi politikalardan bahsediyordu.
Bu politika ABD ve Avrupa’nın güvenliğini sağlamaktansa yüzünü Asya’ya dönmesini planlıyor. Asya, Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarını güvence altına almayı amaçlıyor.
Dolayısıyla onların Türkiye’de bir demokrasi olması gibi bir derdi yok. İktidarın burjuvazinin bir aygıtına dönüşmüş emperyalist devlete dönüşme amacı güttüğünü ve bunu da ABD ile iş birliği halinde yaptığını ifade etmek gerekiyor. Emperyalizme emperyalizm demekten çekinmeyen bir perspektife ihtiyaç var.”
CHP PM üyesi İlhan Cihaner ise şu değerlendirmeyi yaptı: “19 Mart sonrası başlayan süreç, iktidarın “seçimsizleştirme” projesi olarak tanımlanan süreçte attığı adımlar bir takım olanaklar da açtı. Toplumsal muhalefeti buna parlamento içi muhalefet de dahil olmak üzere birbirine yaklaştırdı. Toplumsal muhalefetin nerelere bakacağı, ayaklarının neler olacağı bu süreçte sadeleşti. Temel çelişkimiz bu iktidardan kurtulmaksa, bu alan açıldı.
Herkesin üzerinde uzlaşması gereken bir anti-emperyalist tutum gerekiyor. Tom Barrack’ın, Bahçeli’nin, Erdoğan’ın hatta CHP Genel Merkezi’ni devralırken Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları önümüzde yapılacak NATO toplantısı bu iktidarla mücadelenin önünde en önemli başlığı anti-emperyalist tutum haline getirdi.
ORTAK MÜCADELE İÇİN ALAN AÇILDI
AKP iktidarı süresince laiklik ilkesinin önemli ölçüde geriletildiğini görüyoruz. Oysa laiklik aynı zamanda demokrasinin de teminatı. Bir diğer ortaklaşılabilecek başlığın laiklik olduğunu düşünüyorum. Biliyorsunuz bugün hakkını arayan öğretmenler açlık grevinde. Her gün bir madende kölelik koşullarına karşı direniş başlıyor. İşçi olma sıfatı bile gerilemiş durumda. Aynı zamanda çok vahşi bir çevre yağması ile karşı karşıyayız. Bu durumda toplumsal muhalefetin göz ardı etmemesi gereken şeylerden biri emekten yana ve kamucu bir ekonomik yaklaşım.
Barışın inşa edilmesi lazım Türkiye’de. Kürt sorununun bir şekilde ülkenin gündeminden çıkması lazım.
Bu sorunu güncelleyerek bir çözüm yolu bulunması lazım. AKP’nin her sıkıştığı zaman yeni bir çözüm süreci başlatıp bu sorunu tam tersi daha kötü hale getiren adımlar attığını görüyoruz. Bu sorunu da ancak sol/ sosyal demokrat bakış açısı çözer.
Bu tarz başlıklar üzerinden bir araya gelecek bir toplumsal muhalefet ve bunun mücadelesinde birleşik olarak verecek bir muhalefet bu iktidardan ve iktidarın yarattığı yıkımdan ülkeyi kurtarır diye düşünüyorum."
“Buradaki temel mesele elitist siyaseti reddedip toplumu önceleyen ve özne haline getiren bir siyasete ihtiyaç var. Meşruiyetini doğrudan halkın kendisinden alan bir siyaset kurgusunun ihtiyacı gözüküyor. Mevcut CHP’nin seçilmiş yönetimi daha önce yaptığı hataya bir daha düşmemeli. CHP’de değişimden sonra görünen iki söylem vardı, birincisi “biz kaybeden değil kazanan kadroyuz” söylemi. Burada bir toplumsal hikaye yoktu, sadece kazanmak üzerinden bir meşruiyet üretildi. İkinci söylem ise sadece Kemal Kılıçdaroğlu ve kadrolarının partiden gitmesi üzerine bir düstur kurgulanmıştı.





YORUMLAR