Doğa Uyarıyor
Ulvi Taşkın yazdı...
Doğa bizi kızgın olduğu için değil, bozulan dengeyi hatırlatmak için uyarıyor.
Bu bir ceza değil; gecikmiş bir mektup, üst üste görmezden gelinmiş bir işaret, artık yüksek sesle söylenen bir hakikat.
Yıllardır doğayla aramızdaki ilişkiyi yanlış kurduk. Aldık, tükettik, dönüştürmedik. Kullandık, kirlettik, yerine koymayı unuttuk. En büyük yanılgımız ise kendimizi bu düzenin sahibi sanmamız oldu. Oysa biz bu sistemin patronu değil, sadece bir parçasıyız. Toprak bizden önce vardı, bizden sonra da olacak. Soru şu: Biz onunla birlikte var olabilecek miyiz?
Her sel, her kuraklık, her yangın bize aynı şeyi fısıldıyor:
“Denge bozuldu.”
Ama biz bu sesi uzun süre duymak istemedik. Çünkü duymak sorumluluk getirir. Çünkü kabul etmek, alışkanlıkları değiştirmeyi gerektirir. Konforumuzdan vazgeçmek, daha az tüketmek, daha bilinçli yaşamak zorunda kalırız. Ve insan, en çok da alıştığı düzeni savunur; yanlış olduğunu bilse bile.
Hata yapıyoruz.
Çünkü doğadan aldığımızı geri vermiyoruz.
Hata yapıyoruz.
Çünkü atığı sorun olarak değil, gözden çıkarılacak bir yük olarak görüyoruz.
Hata yapıyoruz.
Çünkü “bugün”ü kurtarıp “yarın”ı başkalarına bırakıyoruz.
Oysa doğa matematik gibidir; duygusal değildir ama adildir. Ne verirsen onu geri alırsın. Toprağa zehir verirsen, sana verimsizlik döner. Suya atık bırakırsan, sana hastalık döner. Havayı kirletirsen, sana nefes darlığı olarak geri gelir. Bunlar intikam değil; sonuçtur.
Ve yine de…
Hâlâ bir şansımız var.
Doğa yok etmek için değil, uyandırmak için uyarıyor. Eğer yok etmek isteseydi, çoktan sessizliğe gömülürdük. Ama hâlâ mevsimler dönüyor, tohumlar filizleniyor, yağmur yağıyor. Yani kapı tamamen kapanmış değil. Ancak aralık.
Bu şansı ne belirleyecek?
Büyük laflar değil.
Büyük projeler kadar, küçük bireysel kararlar.
Daha az atık üretmek.
Atığı kaynağında ayırmak.
Tüketirken gerçekten ihtiyacımız olup olmadığını sormak.
Bir ürünü atmak yerine onarmayı düşünmek.
Suyu, enerjiyi, toprağı emanet bilinciyle kullanmak.
Her doğru adım, doğaya söylenen sessiz bir özür gibidir.
Her bilinçli tercih, geleceğe bırakılan küçük ama değerli bir nottur.
Çünkü mesele sadece çevre değil.
Mesele sağlık.
Mesele adalet.
Mesele çocuklarımıza bırakacağımız hayat.
Bugün attığımız bir plastik şişe, yarın bir canlının hayatına mal olabilir. Bugün görmezden geldiğimiz bir atık, yarın geri dönüşü olmayan bir soruna dönüşebilir. Ve en acısı şu: Doğa kaybetmez. Kaybeden biz oluruz.
Asıl soru hâlâ ortada duruyor ve her geçen gün daha da ağırlaşıyor:
Ders alacak mıyız, yoksa bedel ödemeye devam mı edeceğiz?
Bu soru bir çevrecinin değil, insan olmanın sorusu.
Cevabı ise ertelenemez. Çünkü doğa beklemiyor.




YORUMLAR