Dış tehdit, iç cephe, devlet aklı: Hep beraber halaya!

Halkın değişim talebi sadece iktidarı değil tüm statükoları tehdit ediyor. Rejime karşı konan direniş değişim isteğiyle buluştu. İktidar ve butlancılar siyaseti Ankara’ya çekemezlerse kaybedeceklerinin farkında.

Dış tehdit, iç cephe, devlet aklı: Hep beraber halaya!
10 Haziran 2026 - 08:05

Türkiye bir haftadır CHP grubunda konuşmayı kimin yapacağını tartışıyor. Karşılıklı sert demeçler verildi. Konu sadece CHP'lilerin değil Meclis Başkanı Kurtulmuş'un, MHP lideri Bahçeli'nin de gündemindeydi. Sonuçta mahkeme kararıyla genel başkanlığa getirilen Kemal Kılıçdaroğlu genel merkezde kalırken seçilmiş genel başkan Özgür Özel bir kez daha Meclis kürsüsündeydi.

Düne dair gelişmelerin ayrıntıları hem Birgün Tv'den hem birgun.net'ten verildi. Yukarıda da bir kez daha o tarihi saatler genel hatlarıyla özetlendi. Hiç kuşkusuz düne dair önemli olan konu, anlık olarak yaşananlardan daha çok geleceğe bıraktıkları olacak. Son 24 saat sadece CHP'nin değil Türkiye siyasetinin ikiye bölünmüş fotoğrafını bir kez daha gösterdi.
 

BAHÇELİ'DEN İŞARET FİŞEĞİ

CHP'de olan bitenle en çok ilgilenen siyasetçi hiç kuşkusuz ki MHP lideri Bahçeli oldu. Son bir ay içinde 18 il başkanını, onlarca ilçe yönetimini görevden alan Devlet Bahçeli, partisinde yaşananlarla ilgili tek kelime etmeden sadece CHP'ye odaklandı. Mutlak butlan kararından başlayarak adım adım olan bitene dair yorumda bulundu, yol gösterdi.

Bahçeli, CHP lideri Özgür Özel'e seslenirken "Gaflet uykularından uyanıp gözler dört açılmalı", "Sözlerimize kulak verilmeli" derken bir yandan hafif yollu uyarılarda bulunuyor, diğer yandan da "devlet akli" rolünü oynamaya devam ediyor.

Bahçeli'nin konuşmasında önemli vurgulardan biri, CHP'yi hukuki süreçleri sokağa taşıma-ması konusunda uyarmasıdır.

Özel'in mevki yarışını "demokrasi kahramanlığı" gibi sunmaması gerektiğini belirtti. Daha önce de "toplumsal muhalefetin liderliğine soyunma" diye uyarmıştı.
 

MHP lideri bölgesel krizlerden, emperyalist hesaplardan ve "Terörsüz Türkiye" hedefinden bahsetmesi sürpriz değildi. Büyük sorunlar karşısında "iç cepheyi sağlam tutmak zorundayız" demesi de bekleniyordu. Ama milli birlik mesajı verdikten hemen sonra CHP'ye geçmesindeki mesaj "artık senin yerin bizim yanımız olmalı" olarak okunmalı.

Devlet Bahçeli'nin Kemal Kılıç-daroğlu'nu "meşru genel başkan" olarak niteleyen ve kurumsal kimliği savunmaya çağıran çıkışları, Türk siyasetinde oldukça kritik bir hamle. Cumhur İttifakı'nın bir süredir üzerine kurduğu "iç cepheyi tahkim etme" (dış tehditlere karşı içeride ortak bir asgari müşterek yaratma) söylemi bağlamında, "Kılıçdaroğlu CHP'sini" bu cephenin içinde ya da bu cepheye müzahir görme ihtimali çok düşük değil.

Kemal Kılıçdaroğlu siyasi kariyerini Erdoğan ve Bahçeli karşıtlığı üzerine kurmuş, "Saray rejimi" eleştirisi yapmıştı. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu'nun koşa koşa Cumhur İttifakı'nın çizdiği bir "iç cephe" şablonunun içine yerleşmesi ne kadar mümkün? Ancak Kılıçdaroğlu'nun mevcut CHP yönetimine olan itirazı, onu Bahçeli'nin işaret ettiği "hukuki ve kurumsal sınırlar içinde kalan muhalefet" pozisyonuna itebilir.

Günün sonunda, Kılıçdaroğlu CHP'sinin Cumhur İttifakı ile doğrudan bir koalisyon veya ittifak kurarak "iç cepheye" dahil olma ihtimali şimdilik zayıf. Ancak iktidarın stratejisi, Kılıçdaroğlu'nun meşruiyetini ve parti içi gücünü tahkim ederek ana muhalefeti yeniden "devletin sınırlarını çizdiği güvenli bir oyun alanına" (yani kendi tanımladıkları iç cepheye) geri döndürmektir. İktidar bunu başardıktan sonra Kılıçdaroğlu'nun gönüllü olup olmamasının çok da bir önemi kalmaz.
 

KILIÇDAROĞLU'NDAN PARALEL SÖYLEM

Kılıçdaroğlu'nun bu kriz sürecinde yaptığı en dikkat çekici açıklamalardan biri doğrudan ulusal güvenlik ve egemenlik vurgusuydu: "İç karışıklık yaratma çabaları, sadece dış müdahale heveslilerine zemin hazırlar."

Bu cümle; Bahçeli'nin ve Cumhur İttifakı'nın sıklıkla altını çizdiği "iç cepheyi tahkim etme" ve bölgesel risklere karşı içeride kaosa izin vermeme anlatısıyla neredeyse birebir örtüşüyor. Kılıçdaroğlu, parti içi liderlik çekişmesini sadece bir tüzük veya delege meselesi olarak değil, Türkiye'nin ulusal güvenliğini dış müdahalelere açık hale getirebilecek makro bir tehdit olarak konumlandırıyor. Bu yönüyle devlet merkezli ve "beka" hassasiyeti yüksek bir dil kullanıyor.

Kılıçdaroğlu'nun yine bu dönemdeki "Türkiye'nin Ortadoğu'dan Asya'ya söyleyecek sözü vardır" çıkışı, geleneksel devlet aklını ve Türkiye'nin tarihsel hinterlandını sahiplenme çabasıdır. Aynı zamanda iktidarın proaktif/milli dış politika tezine de destektir. Bu durum sıradan bir retorik değişikliği değil, tamamen partinin yeniden direksiyonuna geçme mücadelesinde kullanılan stratejik bir siyasi kalkan. Kılıçdaroğlu, "dış tehdit" vurgusunu, kendisini mahkeme kararıyla yeniden o koltuğa oturtan sürece yönelik "Saray operasyonu" eleştirilerini göğüslemek açısından bir enstrümana dönüştürdü.

ONLARIN GÖZÜNDE HALK ASLINDA YOK

Erdoğan, Bahçeli ve Kılıçdaroğlu'nun vaat ettiği siyasetin en ortak noktası halka ihtiyaç duymamaları. Yurttaşın ne düşündüğü, ne istediği, neyi istemediğinin çok önemi yok. Onlar için halk; manipüle edilebilir, bu sayede kolay yönetilebilir kitleler olarak kodlanmış. Dış tehdit, bölünme, devlet gibi kavramlar etrafında suni birlikler oluşturma gayretindeler.

Oysa o ünlü deyimle "atı alan Üsküdar'ı geçti". Halkın durmaya, var olana razı olmaya niyeti yok. Hayatını değiştirmek istiyor. Bunu yaparken yönetim dahil birçok şeyin değişmesi gerektiğinin farkında.

O yüzden dün CHP içinde yaşananlar aslında yukarıda anlatılan iki siyaset tarzının mücadelesi. Bir tarafta "durun, biz sizin için en iyi olanı biliriz" diyenler var, diğer tarafta "değiştirmek için yürüyelim" diyenler. Hat belirginleşiyor. Bu yarılma her partiye, her örgüte, tüm toplumsal yapılara doğru ilerleyecek. Büyük gövdenin kazanması çok yüksek ihtimal. Önemli olan dağılmaması, daha çok birleşmesi.


YORUMLAR

  • 0 Yorum