Bizimkisi Bir Aşk Hikayesi

Hüseyin Asar yazdı...

Bizimkisi Bir Aşk Hikayesi
08 Ekim 2026 - 07:21
Bizimkisi Bir Aşk Hikayesi

Siyaset bazen bir tiyatro sahnesine benzer.

Perde açılır, oyuncular yerlerini alır, roller dağıtılır, replikler söylenir. Seyirci alkışlar ya da yuhalar. Sonra perde kapanır. Ama siyaset sahnesinde asıl ilginç olan, perde kapandığında oyunun bitmemesidir.

Çünkü yeni bir perde açılır, dekor değişir, ışıkların yönü değişir, oyuncuların kostümleri değişir. Dün birbirine ağır sözler söyleyenler bugün aynı sahnede yan yana durabilir. Dün övgüyle anlatılanlar bugün yerden yere vurulabilir. Dün “açAsla” denilenler, bugün büyük bir coşkuyla yapılabilir.

Son günlerde yaşananlar, siyasetin bu değişken doğasını bir kez daha gözler önüne serdi.

1967 yılında Van’da dünyaya gelen Cemil Tugay, hekimlik mesleğinin ardından siyasete atıldı. 2019-2024 yılları arasında Karşıyaka Belediye Başkanlığı yaptı; 2024 yerel seçimlerinde ise İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi.

2010 yılında CHP’ye katılan Tugay, 18 Haziran 2026’da CHP üyeliğinden istifa ederek görevini bağımsız sürdüreceğini açıkladı.

Buraya kadar her şey bir siyasi tercihtir. İnsan partisinden istifa edebilir. Bağımsız kalabilir. Başka bir partiye geçebilir. Bunların tamamı demokratik siyasetin içinde tartışılabilir tercihlerdir.

Fakat mesele yalnızca parti değiştirmek değildir. Mesele, dün söylediklerinizle bugün yaptıklarınız arasındaki mesafedir.

Cemil Tugay, geçtiğimiz günlerde verdiği bir röportajda AKP saflarına katılma ihtimalinin “milyonda bir bile olmadığını” söylemiş, böyle bir durumda eşinin kendisini boşayacağını ifade etmişti.

Sonra ne oldu?

Milyonda bir bile ihtimal verilmeyen gerçekleşti. Cemil Tugay AKP saflarına katıldı. Daha ilginci, kendisini boşayacağı söylenen eşi de rozet takma töreninde onu alkışladı. Bütün bu tabloya ise,  “Bizimkisi Bir Aşk Hikâyesi” fon müziği eşlik etti.

Burada asıl mesele elbette bir insanın siyasi tercih değiştirmesi değildir. Mesele, “Asla” denilen bir şeyin çok kısa süre içinde gerçekleşmesi ve siyasetçinin kendi sözlerinin altında kalmasıdır.

Siyasette insanın ağzından çıkan söz, bazen yıllar sonra karşısına çıkar. O nedenle eski bir sözün altını çizmek gerekiyor:

Ne oldum demeyeceksin, ne olacağım diyeceksin. Daha da önemlisi ise, ağzından çıkanı kulağın duyacak.

Biraz geriye gidelim.

2024 yerel seçimlerinde Cemil Tugay’ın İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday gösterildiği dönemi hatırlayalım.

Dönemin CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Tugay için “En güvendiğim aday” ifadesini kullanmıştı. Bir siyasi partinin genel başkanı, bir adaya bu kadar güçlü biçimde kefil olurken örgütün iradesi nerede kalıyor?

Çünkü Cemil Tugay, ön seçim yapılmadan belirlenen adaylardan biriydi. Sonrasında ön seçim yapılmadan belirlenen bazı adayların başka siyasi partilerin saflarına geçtiğini üzülerek gördük. O halde bugün yapılması gereken şey yalnızca kişileri eleştirmek değil, aday belirleme yöntemini de sorgulamaktır.

Siyasette “Ben yaptım, oldu” anlayışının bedelini bazen parti, bazen örgüt, bazen de seçmen öder. Demek ki örgüte güvenmek gerekiyormuş. Demek ki kişilere değil, kurumsal yapılara yaslanmak gerekiyormuş. Demek ki bir siyasetçiye haddinden fazla anlam yüklemek, onu partinin ve örgütün üzerinde konumlandırmak doğru değilmiş.

İşin bir başka çarpıcı tarafı daha var. Cemil Tugay 2024 yılında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday gösterildiğinde AKP ve MHP çevrelerinden çok sert eleştiriler gelmişti. “Karşıyaka’ya ne yaptı ki Büyükşehir’e aday gösteriyorsunuz?” deniliyordu. Seçimlerden sonra da aynı çevrelerin Tugay’a yönelik ağır eleştirileri devam etti.

Peki bugün ne oldu? Cemil Tugay AKP saflarına geçince, dün onu ağır biçimde eleştiren aynı çevrelerde büyük bir sevinç yaşandı. Dün kötü olan adam bugün nasıl bir anda iyi oldu? Dün başarısız bulunan belediye başkanı bugün hangi meziyetleriyle bir anda övgüye layık hale geldi?

Burada aslında Cemil Tugay’dan daha büyük bir siyasi problemle karşı karşıyayız:

Siyasi hafıza problemi.

Dün söylenenler bugün unutuluyor. Dün yapılan eleştiriler bugün yok sayılıyor. Çünkü siyasetçinin bulunduğu yer değişince, ona ilişkin değerlendirmeler de değişiyor. Bu, siyaset değilse nedir?

Elbette Cemil Tugay’ın AKP’ye geçmesi kendi siyasi tercihidir. Buna kimsenin itiraz etme hakkı yoktur. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak bundan sonra başarılı olmasını da dileriz. İzmir’in sorunlarını çözsün. Kent daha yaşanabilir hale gelsin. Tanıtım filminde anlatıldığı gibi İzmir pislik içinde bir kent olmaktan çıkıp refah içinde yaşayan bir kent haline gelsin. Önümüzde iki yıldan fazla zaman var. Umarım yeterli olur.

Ancak bütün bunlar başka bir gerçeği değiştirmiyor. Cemil Tugay, Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve kendisine oy veren seçmenlerin desteğiyle İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı oldu. Dolayısıyla mesele yalnızca kişisel siyasi tercih değildir. Mesele, seçmenin kendisine verdiği siyasi emanete karşı sorumluluktur.

Bir siyasetçi partisinden ayrılabilir. Fakat seçmenin oyuyla elde ettiği makamın siyasi anlamını da yok sayamaz. Yıllardır siyasi yazılar yazıyoruz. Yıllardır aynı şeyi söylüyoruz.

Örgüte inanın. Adayları farklı oyunlarla belirlemeyin. Hiç kimseye gereğinden fazla değer yüklemeyin. Birilerine şirin görünmek uğruna siyasi ilkelerinizden vazgeçmeyin. Çünkü siyaset sahnesi akşamdan sabaha değişebilir. Yeni dekorlar kurulur. Işıklar başka yöne çevrilir. Koltuklar değişir. Makamlar değişir. Partiler değişir. İttifaklar değişir. İnsanlar değişir.

Ama bir şey değişmez. Dün söylediğiniz sözler. Onlar bir gün mutlaka karşınıza çıkar. İşte o gün siyasetçinin gerçek sınavı başlar. Eğer dün söylediklerinizle bugün yaptıklarınız arasında büyük bir uçurum varsa, “Siyaset böyle bir şey” diyerek işin içinden çıkamazsınız.

Çünkü siyaset gerçekten böyle bir şey değildir. Siyaseti böyle bir şey haline getirenler vardır. Siyaseti kişisel kariyer basamaklarına indirgeyenler vardır. Kendisine oy veren, kendisine güvenen insanları siyasi hesapları uğruna yarı yolda bırakanlar vardır. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam edenler…

İzmir sıradan bir kent değildir. İzmir, Ege’nin incisidir. İzmir yalnızca bir belediye başkanının yönettiği bir şehir değil; siyasi hafızası güçlü, kentlilik bilinci yüksek, kendi değerlerine sahip çıkan bir toplumdur. Siyasetçiler gelir ve geçer. Partiler değişir. İttifaklar kurulur ve bozulur. Koltuklar el değiştirir. Ama seçmenin hafızası kalır.

Bu nedenle siyasette asıl mesele, hangi partiye geçtiğinizden çok, neden geçtiğiniz ve dün söylediklerinizle bugün yaptıklarınız arasındaki tutarlılıktır. Çünkü sandık yalnızca oy verilen bir yer değildir. Sandık aynı zamanda siyasi hafızanın kayıt altına alındığı yerdir. İzmir’in siyasi hafızası güçlüdür. İhaneti de unutmaz, vefayı da. Zamanı geldiğinde de herkesin hesabını yine sandık sorar.

Perde kapanır. Dekor değişir. Yeni oyun başlar. Ama seyirci halen salondadır. Bu kez alkışlayıp alkışlamayacağına kendisi karar verecektir.

“Bir insanın onuru, onun gerçek sermayesidir.” (Cicero)

YORUMLAR

  • 0 Yorum