Militarizasyon, yükselen faşizm, neoliberal yıkım: Merz Almanyası'nın bir yılı

Almanya Şansöylesi Merz, bugün başbakanlıkta birinci yılını doldurdu. Merz'in iktidardaki ilk yılına rekor borçlanma, ülkenin 'en sevilmeyen' siyasetçisi olması, aşırı sağın yükselişi ve benzeri görülmemiş militarizasyon damgasını vurdu.

Almanya’da 23 Şubat 2025’te yapılan erken parlamento seçiminin ardından Friedrich Merz başbakanlığında Hristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) ile Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) kurduğu koalisyon hükümeti, bugün iktidardaki birinci yılını doldurdu.

İstikrar, güvenlik ve ekonomik mucize vaatleriyle koltuğa oturan Merz, geride kalan bir yılda ülkeyi militarizmin, derin bir kutuplaşmanın, sosyal hakların aşınmasının ve derin bir ekonomik belirsizliğin gölgesine hapsetti. Merz’in ilk yılı, sermayenin talepleri ile emekçi kitlelerin gerçekliği arasındaki uçurumun hiç olmadığı kadar açıldığı bir yıl olurken toplumdaki huzursuzluktan beslenen aşırı sağ, ülkenin en büyük siyasi gücü haline geldi.

İLK ADIM BORÇLANMA

Merz, seçim kampanyasında SPD’li selefi Olaf Scholz hükümetini “müsriflikle” suçlamış ve Alman Anayasası’ndaki “borç freni” (Schuldenbremse) mekanizmasına sadık kalacağını söylemişti. Ancak Merz, iktidardaki ilk yılında mali disiplinin sadece sosyal yardımlar, eğitim ve sağlık harcamaları söz konusu olduğunda geçerli olduğunu gösterdi.

Daha başbakanlık koltuğuna oturmadan, 2025 Mart’ında görevini doldurmak üzere olan Almanya Parlamentsu’nda (Bundestag) bütçede borç frenini kaldırdı. Merz böylece, askeri harcamaları artırarak “Avrupa’nın en büyük askeri gücü olma” hedefindeki en büyük engeli kaldırmış oldu.

Koyu bir neoliberal olduğunu gösteren Merz’in "mali disiplin" maskesi, sermayenin ihtiyaçları karşısında hızla düştü. Emekçinin, yoksulun cebinden çıkan vergiler, altyapı yatırımları veya iklim kriziyle mücadele yerine, savunma sanayisi devlerinin kasasına ve devasa şirketlerin sübvansiyonlarına aktarıldı.

REKOR BORÇ SEVİYESİ

Hükümet, bir yandan emeklilik yaşını yükseltme tartışmalarını ısıtıp sosyal yardımlarda kesintiye giderken, diğer yandan savunma sanayisi ve sermaye gruplarına aktarılan fonlar için "yaratıcı" muhasebe yöntemlerine başvurdu. Bunun sonucu, Avrupa’nın en büyük ekonomisi olan Almanya’da tarihinin en yüksek borçlanma rakamı oldu.

Borç frenini kaldırdığı sırada Sosyal Demokrat koalisyon ortağının ağzına 500 milyar avroluk altyapı fonu ile “bir parmak bal çalan” Scholz hükümeti, geçen hafta da savunma harcamalarını ve altyapı yatırımlarını artırmayı hedefleyen 2027 yılı bütçe taslağını onayladı.

Toplam 196,5 milyar avroluk yeni borçlanma öngören bütçede, savunma harcamalarının GSYİH içindeki payının yüzde 3,1’e yükseltilmesi planlanıyor. Onaylanan 2027 taslağı, bir önceki yıla göre yüzde 3,6 artışla toplam 543,3 milyar avroluk harcama öngörüyor.

SAVAŞ EKONOMİSİNE GEÇTİ

Ukrayna'ya destek ve özel fonlar dâhil edildiğinde toplam savunma harcamaları 144,9 milyar avroya ulaşacak. Bu rakamın 2030’da GSYH’nin yüzde 3,7’sine, NATO hedefleri doğrultusunda ise 2035’e kadar yüzde 5’ine çıkarılması hedefleniyor.

Ukrayna Savaşı sonrası savunma doktrinini değiştiren Merz hükümetinin en belirgin karakteristiği, ülkeyi adeta bir “savaş ekonomisine” geçirme çabası oldu. Göreve geldiği andan itibaren Almanya’yı “Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusuna sahip ülke” haline getireceğini söyleyen Merz, bu doğrultuda ilerlemeyi sürdürüyor.

Okullarda ordu reklamlarının artması, zorunlu askerlik tartışmalarının yeniden alevlendirilmesi ve Ukrayna üzerinden körüklenen silahlanma yarışı, Merz’in dış politika vizyonunun merkezine oturdu. Bu süreçte barış savunucuları ve sol muhalefet “vatan hainliği” ile suçlanarak marjinalleştirilmeye çalışıldı.

MİLİTARİZMİN YÜKSELİŞİ

Barışçıl bir diplomasi yerine silah sanayisinin sözcülüğüne soyunan hükümet, Almanya’yı Avrupa’nın “askeri karakolu” haline getirme yolunda dev adımlar attı. Savunmaya ayrılan devasa bütçenin yanında “savaşa hazır” bir ordu kurmak için kolları sıvayan Merz hükümetinin yeni askerlik yasası, bu yılın başında yürürlüğe girdi. Alman Silahlı Kuvvetleri'deki (Bundeswehr) asker sayısını 180 binden 460 bine çıkarmak isteyen Merz, bu yasa ile zorunlu askerliğin önünü açan “gönüllü askerliği” getirdi.

Merz hükümeti Rusya’yı “ana tehdit” olarak konumlandırdığı ilk kapsamlı “Askeri Strateji Belgesini” de geçen ay açıklayarak, Donald Trump yönetimindeki ABD’nin yükünü çekmek istemediği NATO’da liderliği üstlenme niyetini ortaya koydu.

AŞIRI SAĞ EN BÜYÜK GÜÇ OLDU

Merz’in “yükselen aşırı sağın önünü kesme” iddiası, görevdeki ilk yılında büyük bir fiyaskoya dönüştü. Merz ve koalisyon ortakları, giderek büyüyen aşırı sağcı parti Almanya için Alternatif’in (AfD) söylemlerini normalleştirerek, göçmen karşıtlığını ve kültürel savaşı siyasetin merkezine taşıyarak yangına körükle gitti. Merz’in sağ popülist retoriği, seçmeni merkeze çekmek yerine aşırı sağın tezlerini meşrulaştırdı.

Bugün gelinen noktada AfD, federal düzeyde birinci parti konumuna yükselirken ana muhalefet gücünü pekiştirdi. Merz’in ördüğünü iddia ettiği “Brandmauer” (Yangın Duvarı), bizzat kendi hükümetinin ayrımcı politikaları ve sosyal adaletsizliği körükleyen ekonomik kararlarıyla yıkıldı. Aşırı sağın yükselişi, Merz hükümetinin başarısızlığının en somut ve en tehlikeli kanıtlarından.

EN AZ SEVİLEN BAŞBAKAN

Tüm bu tablonun ortasında Friedrich Merz, kamuoyu yoklamalarında “ülkenin en az sevilen siyasetçisi” unvanını elde etti. Eski bir BlackRock yöneticisi olan Merz’in "halktan kopuk, elitist ve soğuk" imajı, izlediği emekçi düşmanı politikalarla birleşince toplumda büyük bir tepki topladı.

Merz, çalışan sınıfların sorunlarına çözüm üretmek yerine, onları "tembellikle" suçlayan söylemleriyle öfkeyi üzerine çekti. Genç kuşaklar için geleceksizliği, yaşlılar için yoksulluğu temsil eden Merz, bir yılın sonunda toplumsal hoşnutsuzluğun ve neoliberal yıkımın sembolü oldu.

Muhalefet, Merz hükümetinin militarizasyon politikalarına karşı yeterli tepki  göstermese de özellikle gençler arasında zorunlu askerliğe yönelik artan bir tepki var.

Arşivler erişime açıldı: Nazilere oy veren yerler 90 yıl sonra AfD seçmeni

Die Zeit gazetesinin yaklaşık 13 milyon Nazi Partisi üyesinin kimliklerini kapsayan arşivleri çevrimiçi erişime açması, 1933'te Nazilere oy veren beldelerin bugün de aşırı sağcı AfD'ye verdiğini ortaya koydu.

Bianet’in aktardığına göre arşivler üzerindeki sınır kaldırılırken Nazi partisi merkez üye arşivinden yaklaşık 4,5 milyon, bölgesel idari-siyasi birimler olan Gau arşivlerinden 8,2 milyon belge aranabilir hale geldi.