Dünyayı çocuklara verelim…


Artun Sucuoğlu yazdı...

Değerli takipçilerim, 15 gündür cumartesi yazılarımı siz okuyucularım için yazamıyorum.
Evladımın başından çok talihsiz ve zor bir süreç geçti ama çok şükür atlattık. 12 gün boyunca adeta öldüm öldüm dirildim. Allah kimseyi evladı ile sınamasın… Ailecek üzerimizden bir tır geçti, çok şükür bugün daha iyiyiz ve moralimiz yerinde. Siz değerli okurlarım ile yine yeniden birlikteyim.
İçte ve dışta savaşlar, itiş kakışlar… Ne günlere kaldık! Hemen her şeyin her geçen gün daha da bozulup çığırından çıktığı ‘ahir zaman’ ı yaşıyoruz.
Zamanın evliyası, şeytanı ayak ayak üstüne atmış çubuğunu tüttürür halde görünce şaşırıp sormuş; ‘Sen neden boş oturuyorsun? Senin görevin insanları ifsat etmek, bozmak ve günaha sürüklemek değil mi? Bu ne hal?’
Şeytan gevrek gevrek gülmüş ve büyük pişkinlikle cevap vermiş; ‘ Zamanımızın din adamları, benim görevimi yapmakta öyle ileri gittiler ki inanın, ağzım açık onları izliyorum, bozgunculukta beni bile hayrette bıraktılar. Dolayısıyla bana görev kalmıyor. Ben de fırsattan istifade keyfime bakıyorum’
Önümüzdeki hafta bayram… Bayram en çok çocukları sevindirir. Onlar güzel giysilerini giyecekler, büyüklerini ziyaret edip, harçlıklarını alacaklar…
Bir an çocukluğumun bayramları gözümün önünde canlandı. Lacivert bir gecenin yarısıydı… Mavi kuşlar gibi mavi gökyüzü de uçup gitmiş gibiydi… Karanlıkların boşluğuna sığınmıştı sanki Güneş ve Ay… Ve radyoda Tanju Okan'ın söylediği ‘çocukluğum’ şarkısı alıp götürüyordu yüreğimi yaşadığım eski günlerin çok uzaklarına…
Bir rüzgar esti ta eskilerden
Yıkılmış evler ve depremlerden
Oyuncak yaptığım kendi kendime
Üst üste dizilmiş tezeklerden
Bir rüzgar esti ta eskilerden
Taş toprak fındık bahçelerinden
Babamın yırtık elbisesinden
Bayramlık dikildiği günlerden
Çocukluğum çocukluğum
Bir boşluk var anlayamıyorum
Kapkaranlık derin bir kuyu var
Bir türlü içinden çıkamıyorum
Çocukluğum çocukluğum
Eksik birşey var bilemiyorum
O zamanlardan yasaklamışlar
Doyası doyasıya ağlayamıyorum
Bir rüzgar esti ta eskilerden
Yıkılmış evler ve depremlerden
Oyuncak yaptığım kendi kendime
Üst üste dizilmiş tezeklerden
Bir rüzgar esti ta eskilerden
Taş toprak fındık bahçelerinden
Babamın yırtık elbisesinden
Bayramlık dikildiği günlerden
Çocukluğum çocukluğum
Bir boşluk var anlayamıyorum
Kapkaranlık derin bir kuyu var
Bir türlü içinden çıkamıyorum
Çocukluğum çocukluğum
Eksik birşey var bilemiyorum
O zamanlardan yasaklamışlar
Doyası doyasıya ağlayamıyorum
Çocukluğum çocukluğum çocukluğum
Çocukluğum…
Haftaya bayram. Yani bu ülkenin çocukları bayramı kendilerince kutlayacaklar ve uğurlayacaklar.
‘Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne’ diyen Nazım’ın Atilla İlhan'ın Mızıkacı Çocukları da artık sokaklarda yok…
İnsanlar kendi kazdığı boşluğa düşmüş gibi şimdi dünyanın her yanında. Kim bu kara delikleri dolduracak bilmiyoruz hala… Ve milyonlarca duvarların arasında kalan çocuklar kendi yalnızlıklarını yaşıyor. Savaşlar en çok çocukları vuruyor. Bir ömür boyu unutamayacakları sessizliğin ardındaki yığınla gizli gerçekleri de belki hiç öğrenemeyecekler.
Gökyüzünü yasak etmişçesine… Uçurtmaların olmadığı bir mavi gökyüzünde…
Bir garip derviş diyor ki; ‘ çocukları sevdiren şey masumiyetleridir! Büyüdükçe o masumiyetleri yüzlerinden bir mavi kuş gibi uçar gider, çünkü defterlere yazıldıkça günahlar yüzlerdeki masumiyet kaybolup gider… Yüzlerdeki o masumiyet öylesine sevdiriyor ki onları… Her istediklerini yaptırma gücünün tek sırrı bu işte…
Ve günahları ile birlikte büyüdükçe masumiyet gider ve herkesin birbirine düşman oluşunun belki de birinci nedeni.
Parayı, makamı, gücü, şöhreti ve koltukları kazanabilmek uğruna günah dağlarına atlarını koşturanların belirsiz yarınlara giden bu yolculuklardan büyük dersler çıkarması lazım… Bir zaman geldiğinde tüm koltukların boş kaldığını büyüklerde hiç unutmasın… Ve bir gün herkesin boş mezarlarına gideceği günü de…
‘Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne, allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar, oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında. Dünyayı çocuklara verelim, çocuklar dünyayı alacak elimizden ölümsüz ağaçlar dikecekler’ diyen Nazım’ın hayalini gerçekleştirebilseydik. Ve keşke bir günlüğüne de olsa verebilseydik her şeyi onlara…
Küçük hayatlarını küçük evlerin odalarına sığdıran çocuklar için dertleniyor Nazım ve diyor ki;
‘Çıkar boynundan at o ipi çocuk! Salıncaklar mı yok sana? Kalk hadi o soğuk betondan, yatacak başka yer mi yok sana? En sevdiklerimi verdim ölüme de, ben bu yaşımda gitmenin böylesini görmedim. Kırılan bir boyun gibi orta yerinden kırıldığını ömrün… Görmedim ademoğlu'nun dalından koparılır gibi koparıldığını…’
‘Ve böylelikle umut etme kabiliyetimizi aldılar elimizden’ diyen Nazım Hikmet sanki dünyanın içine düştüğü bugünü anlatıyor… Ve diyor ki; ‘Ne diyeyim, dilerim ihtiyacı olan birine gidiyordur bizden aldıkları umut! Dünya adaletsiz çocuk! Dünya zorba. Elbet eşitleneceğiz o gün kıyamda. Bu kekeme, toz ve duman sözlerimi iyi belle, bahara kalmaz, gelirim yanına’
Tanju Okan'ın ‘ çocukluğum, çocukluğum\eksik bir şey var bilemiyorum’ dediği gibi her çocuğun hayatına gelecekte eksik bir şeyler daha girecek… Lakin, o bir günün hikayesini bilecekler mi bilemiyorum.
Diliyoruz ki çocuklar güzel günler görsün…
Hepinize iyi hafta sonları.

 

bayram çocuk çocuklarımız evlat artunsucuoğlu sevinç mutluluk dünya