Kurşun Soluyoruz
Ulvi Taşkın yazdı...
Her nefeste biraz doğa, biraz umut… ama artık biraz da kurşun var.
Toprağımızda, suyumuza karışan yağmurda, kaldırımlarda biriken gri tozlarda…
Farkında olmadan soluyoruz; ağır, görünmez bir metalin sessizliğini.
Bir zamanlar medeniyetin simgesi sayılan kurşun, bugün gezegenimizin görünmeyen düşmanı.
Sanayinin, araç egzozlarının, eski boyaların, atık yakma tesislerinin mirası…
Küçük parçacıklar halinde havaya karışıyor, rüzgârla savruluyor, evimizin içine kadar giriyor.
Ve biz, farkında olmadan onu içimize çekiyoruz.
Oysa kurşun, insan vücudunda yer buldu mu kolay gitmez.
Çocukların beyin gelişimini, yetişkinlerin kalbini, böbreğini, sinir sistemini sessizce zehirler.
Dünya Sağlık Örgütü’nün uyarısı net:
Kurşunun güvenli bir seviyesi yoktur.
Yani azı da zarar, çoğu da felaket.
Bugün kabaca 800 milyon insan — evet, 800 milyon! — yüksek düzeyde kurşuna maruz kalıyor.
Zambiya’da çocuklar tozla oynarken zehirleniyor, Hindistan’da akü geri dönüşüm atölyelerinde çalışan işçiler öksürükle büyüyor,
bizim şehirlerimizde ise eski binaların duvarlarından, yol kenarlarından kurşun tozları havaya karışıyor.
Küresel bir sessiz salgın bu.
Peki ne yapabiliriz?
Kurtuluş, yine bilinçli toplum ve temiz üretim politikalarında.
Evde tozu nemli bezle silmek, çocukların toprakla temas ettiği alanları kontrol etmek, suyumuzu test ettirmek — bireysel adımlar küçük ama değerli.
Devletin ve yerel yönetimlerin ise daha fazlasını yapması gerekiyor:
Kurşunlu boyaların tamamen yasaklanması, endüstri bacalarının denetlenmesi, atık akülerin geri dönüşümünün kontrol altına alınması şart.
Doğayı zehirleyen her molekül, sonunda bize döner.
Bizim soluduğumuz hava, çocuklarımızın geleceği.
Kurşun değil, temiz hava solumak istiyoruz.
Yalnızca akciğerlerimiz için değil, vicdanımız için de.
Doğa sessiz ama hesap tutuyor.
Ve o hesap günü geldiğinde, artık hiçbir filtre işe yaramayacak.
Kurşunsuz bir nefes için bugün adım at.
Çünkü geleceği zehirlemek, sadece bir seçim meselesi.