İNSAN NE YAPARSA KENDİNE YAPAR!
Ulvi Taşkın yazdı...
Doğaya verdiğimiz zarar, bir gün kapımızı çalar.
İnsan bazen gerçekten anlaşılması zor bir varlık…
Dere yatağına ev yapıyor, sonra yağmur yağınca “Neden sel oldu, neden evimi su bastı?” diye soruyor.
Ormanları kesiyor, toprağı betonla kaplıyor, sonra “Neden heyelan oluyor, neden şehirlerimiz nefes alamıyor?” diye şikâyet ediyor.
Denize çöp atıyor, plastikleri doğaya bırakıyor. O plastikler zamanla parçalanıp mikroplastiğe dönüşüyor, deniz canlılarının yaşamına karışıyor. Sonra aynı denizden balık tutup sofrasına koyuyor. Deniz ürünleriyle birlikte mikroplastiklere maruz kalma ihtimaliyle karşı karşıya kalıyor.
Ardından şaşkınlıkla soruyor: “Bu kadar hastalık neden arttı?”
Havayı kirletiyor…
Fabrika bacalarından çıkan dumanı, araçların egzozunu, bilinçsizce yakılan atıkları görmezden geliyor. Sonra çocuklarda astım, insanlarda solunum yolu hastalıkları artınca nedenini merak ediyor.
Oysa kirli hava, soluduğumuz her nefesle sağlığımızı tehdit ediyor.
Suyu kirletiyor…
Derelere atık bırakıyor, gölleri kirletiyor, yeraltı sularını tehlikeye atıyor. Sonra musluktan temiz su akmayınca, kuraklık kapıya dayanınca, su kaynakları azalmaya başlayınca soruyor:
“Bu dünya neden böyle oldu?”
Toprağı zehirliyor…
Bilinçsiz kimyasal kullanımıyla toprağın doğal dengesini bozuyor. Sonra o toprakta yetişen sebzeyi, meyveyi tüketiyor.
Arıları yok ediyor, sonra meyve ağaçlarının neden eskisi kadar verimli olmadığını sorguluyor.
Ağaçları kesiyor, sonra gölge arıyor.
Dereleri dolduruyor, sonra selden korkuyor.
Denizleri kirletiyor, sonra sağlıklı balık arıyor.
Havayı zehirliyor, sonra temiz nefes almak istiyor.
Doğayı tüketiyor, sonra sağlıklı bir yaşam bekliyor.
Peki, hiç kendimize soruyor muyuz?
Bütün bunların sorumlusu yalnızca doğa mı?
Hayır!
Doğa bize düşman değil. Doğa intikam da almıyor. Sadece bozduğumuz doğal dengenin sonuçlarıyla yüzleşiyoruz.
Unutmayalım ki doğada hiçbir şey birbirinden bağımsız değildir. Kirlettiğimiz su, soluduğumuz hava, üzerinde yürüdüğümüz toprak ve soframıza gelen gıda aynı yaşam zincirinin parçalarıdır.
Bir derenin kirlenmesi yalnızca balıkları ilgilendirmez. Bir ormanın yok olması yalnızca ağaçların kaybı değildir. Bir denizin plastikle dolması yalnızca sahillerin kirlenmesi anlamına gelmez.
Bütün bunlar insanın kendi geleceğini kirletmesidir.
Üstelik bu bedeli yalnızca doğayı kirletenler ödemiyor. Hiçbir suçu olmayan çocuklar, gelecek nesiller ve diğer canlılar da ödüyor.
Bugün doğaya attığımız bir plastik şişe, yarın başka bir canlının yaşamını tehdit edebilir.
Bugün kirlettiğimiz bir dere, yarın içme suyu kaynaklarımızı tehlikeye atabilir.
Bugün kestiğimiz bir ağaç, yarın özlemini duyduğumuz serinliğin kaybı olabilir.
ARTIK SORU SORMAYI DEĞİL, SORUMLULUK ALMAYI ÖĞRENMELİYİZ!
Çevreyi korumak yalnızca çevrecilerin görevi değildir. Belediyelerin, sanayicilerin, üreticilerin, tüketicilerin, kısacası hepimizin ortak sorumluluğudur.
Çöplerimizi doğru yönetmek, atıklarımızı ayrıştırmak, suyu tasarruflu kullanmak, havayı kirletmemek, denizlerimizi ve ormanlarımızı korumak zorundayız.
Çünkü sağlıklı insan, sağlıksız bir çevrede yaşayamaz.
Ve artık şu gerçeği kabul etmeliyiz:
İnsan doğaya ne yaparsa, aslında kendine yapar.
Doğayı kirletirken geleceğimizi, suyu kirletirken yaşamımızı, havayı kirletirken nefesimizi tüketiyoruz.
Sonra hastalanınca, sellerle karşılaşınca, kuraklık başlayınca gökyüzüne bakıp soruyoruz:
“Bütün bunlar neden başımıza geliyor?”
Cevap bazen gökyüzünde değil, yere attığımız bir çöpün içinde saklıdır.
Doğa bizden mucize beklemiyor.
Sadece ona zarar vermememizi istiyor.
Unutmayın: Doğa olmadan insan yaşayamaz. Ama insan olmadan doğa yaşamaya devam eder.
Gelecek nesillere bırakacağımız en büyük miras beton binalar, asfalt yollar ve yüksek kuleler değil; temiz bir hava, içilebilir su, yaşanabilir bir dünya olmalıdır.
Çünkü doğayı korumak, insanın kendini korumasıdır.