ÇÖP KOVASI BİLE BİZE GÜLÜYOR!
Ulvi Taşkın yazdı...
Herkes çevreci, peki bu çöpleri doğaya kim atıyor?
Çöp kovası var. Hem de hemen yanı başımızda. Ama biz ne yapıyoruz? Çöpümüzü yine yere, yol kenarına, ağacın dibine, dereye ya da denize atıyoruz.
Artık öyle bir noktaya geldik ki çöp kovalarının üzerine gülen yüz çizsek, herhâlde onlar bile bizim bu davranışımıza kahkahalarla güler!
Çünkü ortada gerçekten düşündürücü bir manzara var.
Yol kenarlarında PET şişeler, tarlalarda plastik ambalajlar, ağaç dallarına takılmış naylon poşetler, ormanlarda içecek kutuları, sahillerde sigara izmaritleri…
Sanki doğayı süslemeye karar vermişiz!
Üstelik bu manzaralarla karşılaşmak için çok uzaklara gitmeye de gerek yok. Şehir merkezinden birkaç kilometre uzaklaşmak, bir parkta yürüyüş yapmak veya deniz kenarında oturmak yeterli.
Peki, neden çevreyi kirletiyoruz?
Daha da önemlisi, neden çevreyi kirlettiğimizin farkında değilmiş gibi davranıyoruz?
HERKES ÇEVRECİ AMA ÇEVRE NEDEN KİRLİ?
Son yıllarda Türkiye’de geri dönüşüm, atık yönetimi ve Sıfır Atık konusunda önemli çalışmalar yürütülüyor.
Belediyeler geri dönüşüm konteynerleri yerleştiriyor. Okullarda çevre eğitimi veriliyor. Kamu kurumları, özel sektör ve gönüllü kuruluşlar çeşitli kampanyalar düzenliyor.
Sıfır Atık projeleri uluslararası alanda da tanıtılıyor.
Bütün bunlar son derece önemli çalışmalar.
Ancak insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Madem hepimiz çevreciyiz, doğadaki bu çöpler kimin?
Sosyal medyada çevreyi korumaktan bahsediyoruz. Dünya Çevre Günü’nde güzel mesajlar paylaşıyoruz. Sahillerin temiz tutulması gerektiğini söylüyoruz.
Fakat piknik bittikten sonra çöplerimizi geride bırakabiliyoruz. Otomobilimizin camından plastik şişe atabiliyoruz. Sigaramızın izmaritini hiç düşünmeden yere fırlatabiliyoruz.
Çevre duyarlılığı yalnızca özel günlerde hatırlanacak bir konu değildir.
Çevrecilik, kimsenin bizi görmediği zamanlarda gösterdiğimiz davranışlarla başlar.
YEDİDEN YETMİŞE AYNI SORUN
Çocuklarımız okullarda çevreyi korumayı öğreniyor. Geri dönüşüm kutularının renklerini biliyorlar. Plastiklerin doğada uzun süre kalabildiğini öğreniyorlar.
Ancak okuldan çıktıklarında bazen bambaşka bir dünyayla karşılaşıyorlar.
Çocuğuna çevreyi korumasını öğütleyen bir yetişkin, otomobilinin camından sigara izmariti atabiliyor.
Piknikte doğanın güzelliğinden bahseden insanlar, giderken çöplerini geride bırakabiliyor.
Çocuklarımıza ne söylediğimiz kadar, onların yanında nasıl davrandığımız da önemlidir.
Çünkü çevre bilinci yalnızca okul sıralarında değil, ailede ve sokakta kazanılır.
Eğitim elbette gereklidir. Ancak davranışa dönüşmeyen eğitimin çevreyi temiz tutmaya katkısı sınırlı kalır.
BİRİLERİ NASIL OLSA TEMİZLER!
Sanırım üzerinde en fazla düşünmemiz gereken konulardan biri de bu.
Birileri nasıl olsa temizler!
Belediye işçileri var. Temizlik araçları var. Sokak süpürücüleri var. Çöp toplama kamyonları var.
Peki, bu araçlar ve çalışanlar bizim sorumsuzluğumuzu telafi etmek için mi var?
Sabahın erken saatlerinde sokaklarımızı temizleyen belediye çalışanları, birkaç saat sonra aynı yerlerde yeniden çöp toplamak zorunda kalıyorsa ortada yalnızca bir temizlik sorunu yoktur.
Ciddi bir davranış sorunu vardır.
Belediyelerin görevi kent temizliğini sağlamak, vatandaşların sorumluluğu ise yaşadıkları çevreyi kirletmemektir.
Temizlik hizmetleri ne kadar gelişirse gelişsin, insanların çevreye karşı sorumluluk duymadığı bir yerde kalıcı temizlik sağlamak mümkün değildir.
En iyi temizlik, çöpün yere hiç atılmamasıdır.
SONBAHAR YAĞMURLARIYLA BAŞLAYAN GÖRÜNMEZ TEHLİKE
Şimdi sonbahardayız.
Uzun süredir beklediğimiz yağmurlar yavaş yavaş başlıyor. Kuruyan toprak suya kavuşuyor. Ağaçlar ve bitkiler yeniden canlanıyor.
Ancak yağmurun beraberinde getirdiği başka bir gerçek var.
Yaz boyunca yol kenarlarında, tarlalarda, ormanlarda, parklarda ve dere yataklarında biriken plastik atıklar yağmur sularıyla harekete geçiyor.
Yağmur suyu, bu atıkları yağmur suyu kanallarına, derelere, nehirlere ve sonunda denizlere taşıyabiliyor.
Bir kısmı toprağa karışıyor. Bir kısmı su yollarında birikiyor. Bir kısmı ise denizlerimize ulaşıyor.
Asıl sorun burada başlıyor.
Plastikler doğada kolayca yok olmuyor. Güneş ışınları, sıcaklık değişimleri ve mekanik aşınma sonucunda zamanla daha küçük parçalara ayrılabiliyor.
Bu parçaların bir bölümü mikroplastiklere dönüşüyor.
Mikroplastikler toprakta, suda ve çeşitli gıda ürünlerinde tespit ediliyor. Besin zincirine girebiliyorlar. İnsan sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkileri ise hâlen bilimsel araştırmaların konusu.
Yani bugün düşünmeden doğaya bıraktığımız plastik atıklar, yarın suyumuzda ve gıdalarımızda karşımıza çıkabiliyor.
Doğaya attığımız çöp bizden uzaklaşmıyor. Yalnızca gözümüzün önünden kayboluyor.
GERİ DÖNÜŞÜM TEK BAŞINA YETERLİ Mİ?
Türkiye’de son yıllarda Sıfır Atık uygulamaları, geri dönüşüm yatırımları ve atık toplama sistemleri konusunda çalışmalar yapılıyor.
Bunların yaygınlaştırılması ve geliştirilmesi gerekiyor.
Ancak geri dönüşüm sisteminin başarılı olması için atıkların doğru şekilde toplanması şart.
Bir PET şişenin geri dönüştürülebilmesi için önce doğru toplama sistemine ulaşması gerekiyor.
O şişeyi ormana, dereye veya denize attığımızda geri dönüşüm zincirinin dışına çıkarmış oluyoruz.
Dolayısıyla yalnızca geri dönüşüm tesisi kurmak yeterli değil.
Atığın kaynağında ayrılması, ayrı toplanması, geri dönüştürülmesi ve her şeyden önce gereksiz atık oluşumunun azaltılması gerekiyor.
Sıfır Atık, yalnızca renkli çöp kutularından ibaret değildir.
Sıfır Atık, tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmekle başlar.
PEKİ, EKSİK OLAN NEDİR?
Eğitim mi? Bilinç mi? Denetim mi? Yoksa sorumluluk duygusu mu?
Bence bunların hepsi birbirini tamamlıyor.
Çevre eğitimi yalnızca teorik bilgilerle sınırlı kalmamalı. Çocuklarımız okullarda öğrendiklerini günlük hayatlarında uygulayabilmeli.
Aileler örnek olmalı.
Belediyeler yeterli sayıda ve doğru noktalarda atık toplama kutuları bulundurmalı. Bu kutular düzenli boşaltılmalı, temizlenmeli ve gerektiğinde yenilenmeli.
Parklarda, sahillerde, ormanlık alanlarda ve yol kenarlarında denetimler etkili olmalı.
Çevreyi kirletmenin yaptırımları konusunda toplum bilgilendirilmeli ve mevcut kurallar tutarlı biçimde uygulanmalı.
Ancak bütün bunlardan daha önemli bir konu var.
İnsanların, çevreyi kirletmemek için başlarında bir denetçi bulunmasına ihtiyaç duymaması gerekiyor.
Çünkü gerçek çevre bilinci, cezadan korktuğumuz için değil, doğaya saygı duyduğumuz için doğru davranmaktır.
ÇÖP KOVALARINI DEĞİL, ALIŞKANLIKLARIMIZI DEĞİŞTİRELİM
Teknoloji gelişiyor. Belediyeler modern temizlik araçları satın alıyor. Geri dönüşüm tesisleri kuruluyor. Atık toplama sistemleri yenileniyor.
Bütün bunlar gerekli.
Ancak dünyanın en modern temizlik aracını da alsanız, insanlar çöplerini yere atmaya devam ettiği sürece sorun devam edecektir.
Bir şehri temiz tutmanın ilk adımı, o şehri kirletmemektir.
Çevre bilinci yalnızca belediyelerin, okulların veya çevre kuruluşlarının sorumluluğuna bırakılamaz.
Bu sorumluluk hepimize aittir.
Çünkü doğanın sahibi değiliz. Onun bir parçasıyız.
Bugün yere attığımız bir plastik şişenin, yarın yağmur sularıyla hangi dereye veya denize ulaşacağını bilmiyoruz.
Ancak bildiğimiz bir şey var: Doğaya bıraktığımız atıkların çevresel sonuçları yalnızca bizi değil, gelecek nesilleri de etkiliyor.
SON SÖZ: ÇÖP KOVASI BİLE SANA GÜLÜYOR!
Düşünün…
Yan yana dizilmiş dört çöp kovası var. Hepsinin üzerinde gülen yüzler bulunuyor.
Beyazı gülüyor, mavisi dil çıkarıyor, sarısı göz kırpıyor, yeşili kahkahalar atıyor.
Sanki hep birlikte bize sesleniyorlar:
“Biz burada ne güne duruyoruz? Çöpünü yere atacağına bize atsana!”
Belki de çevre bilincini anlatmak için sayfalarca eğitim kitabından önce bu basit mesajı düşünmeliyiz.
Doğa bizim çöplüğümüz değil.
Ormanlar, sahiller, dereler, parklar ve tarlalar gelecek nesillere bırakacağımız ortak mirasımız.
Gelecek nesillere daha temiz bir dünya bırakmak istiyorsak önce kendi davranışlarımızı değiştirmeliyiz.
Unutmayalım!
Çöp kovası bile bize gülüyorsa artık oturup düşünmenin zamanı gelmiştir.
Çünkü çevreyi kirletmek bir anlık davranış olabilir. Ancak bıraktığımız kirliliğin etkileri yıllarca devam edebilir.
Çöpünü doğaya değil, ait olduğu yere at!